Mucizevi eğitim.— Kişi bir Tanrı'ya ve onun hakkındaki endişelere inanmaktan vazgeçtiği andan itibaren, eğitime gösterilen ilgi büyük bir yoğunluğa ulaşacaktır; tıpkı tıp sanatının ancak mucizevi tedavilere duyulan inanç yok olduğu zaman gelişebilmesi gibi. Ancak şu anda bile, tüm dünya hâlâ mucizevi bir eğitime (Wunder-Erziehung) inanıyor.
Tarihin sesi.— Tarih dehanın ortaya çıkışı hakkında genel olarak aşağıdaki dersi veriyor gibi görünüyor: İnsanlara kötü davranın ve onlara işkence yapın —böylece o kıskançlık, öfke ve rekabet tutkularına çağrıda bulunur— onları uçlara doğru sürün, onları karşı karşıya getirin, bir halkı başka bir halkın karşısına çıkarın ve bunu yüzyıllarca yapın; o zaman muhtemelen, bu şekilde tutuşan korkunç enerjinin sağa sola saçılan kıvılcımlarının içinden birdenbire dehanın aydınlığı parlayacaktır; binicisi tarafından mahmuzlanan bir at gibi vahşileştirilen irade o zaman ortaya çıkar ve başka bir bölgeye sıçrar. Dehanın nasıl cisimleştirildiğini fark eden ve aynı zamanda doğanın her zamanki prosedürünü uygulamak isteyen herhangi birinin tamı tamına doğa kadar art niyetli ve acımasız olması gerekir. Ama galiba yanlış anladık.
Yine de çoğu zaman özgür ruh aslında gerçeğe sahip olacaktır ya da en azından gerçekçi araştırma ruhu ondan yana olacaktır. O, nedenleri talep eder, diğerleri ise inancı.
Saçmalıktan alınan haz.— Nasıl oluyor da insanlar saçmalıktan (Unsinn) haz alabiliyor? Çünkü kahkahanın atıldığı yerde olup biten budur; hakikaten de, mutluluğun olduğu hemen hemen her yerde, saçmalıktan haz alındığı söylenebilir. Deneyimin kendi tersine, amaçlı olanın amaçsız olana, zorunlu olanın keyfi olana dönüşmesi ve buna rağmen bu sürecin neşemize zarar vermeyen ve ancak neşeyle kavranacak biçimde yaşanması bizi mutlu ediyor, çünkü bu süreç bizi zorunlu, amaçlı ve içinde genellikle değişmez efendilerini gördüğümüz deneyimle uyum içinde olanın baskısından geçici olarak kurtarıyor; beklenen bir şey (ki çoğu zaman bizi korkutur ve gergin hale getirir) herhangi bir zarar vermeden boşaltıldığında oynar ve güleriz. Esirlerin Satürn bayramından aldığı türden bir hazdır bu.
Kötü yazarlar gereklidir.— Kötü yazarların her zaman olması gerekir, çünkü onlar gelişmemiş, olgunlaşmamış yaş gruplarının beğenilerine hitap eder; tıpkı daha olgun olan gruplar gibi, bu olgunlaşmamış grupların da ihtiyaçları vardır. Eğer insan ömrü daha uzun olsaydı, olgun bireyler sayıca olgun olmayanlardan daha üstün olacak ya da en azından onlar kadar çok olacaklardı; ama bilindiği gibi, çoğu insan fazlasıyla genç bir yaşta ölmekte, yani, her zaman gelişmemiş ve kötü bir beğeniye sahip çok daha fazla kişi vardır. Bunun da ötesinde, bu sonuncular, gençliğin büyük bir çoğunluğuyla birlikte, kendi ihtiyaçlarının karşılanması için can atmakta ve kötü yazarları ortaya çıkmaya zorlamaktadır.
202.
Fazlasıyla yakın ve fazlasıyla uzak.— Okur ve yazar sık sık birbirini anlamaz çünkü yazar konusunu fazlasıyla iyi bilir ve neredeyse sıkıcı bulur, o nedenle de yüzlercesini bildiği örnekleri kendisine ayırır; ne var ki, okur konuya aşina değildir ve eğer örnekler ondan esirgenmişse, konunun kötü bir temele dayandırıldığını kolayca düşünebilir.