Schopenhauer şimdiki dönemde doğmuş olsaydı muhtemelen dinin “Sensus allegoricus”undan bahsedecek durumda olamazdı; bunun yerine, şu sözleriyle çoğu zaman yaptığı gibi, gerçeği onurlandırırdı: “Bugüne kadar hiçbir din, ne dolaylı olarak ne de doğrudan, ne bir dogma ne de alegori olarak, gerçeği içermiştir.” Çünkü her din korkudan ve ihtiyaçtan doğmuştur; aklın hatalı yolları üzerinde ağır ağır varoluşa doğru ilerlemiştir; belki bir ara, bilim tarafından tehdit edilince, daha sonra görebilmemiz için, şu ya da bu felsefi doktrini yalandan kendi sistemine katmış olabilir; ama bu, dinin daha baştan kendisinden şüphe ettiği zamandan kalma bir teolog hilesidir.
Haz olmadan hayat olmaz; haz elde etme mücadelesi hayatta kalma mücadelesidir. Bireyin bu savaşı, insanların onu iyi olarak adlandırdığı biçimde mi yoksa kötü olarak adlandırdığı biçimde mi vereceğine gelince, buna onun anlığının (Intellects) ölçüsü ve bileşimi karar verir.
Ödüllendirici adalet.— Tam sorumsuzluk kuramını kavramış olan herhangi biri artık güya cezalandırıcı ve ödüllendirici adaleti adalet anlayışına dahil edemez; bunun herkese hak ettiğini vermekten oluştuğunu varsaydığı için. Çünkü cezalandırılan biri cezayı hak etmez, o yalnızca insanları gelecekte belli eylemlerden caydırmanın bir aracı olarak kullanılmaktadır; aynı şekilde, ödüllendirilen biri de bu ödülü hak etmez, davrandığından başka türlü davranamazdı. Bu yüzden, ödülün biricik anlamı daha sonraki eylemlere motivasyon sağlamak üzere onu ve başkalarını cesaretlendirmektir; bitiş çizgisine ulaşmış olana değil, hâlâ koşmaya devam edene tezahürat edilir.
Geliştirilmiş Luka 18:14.— "Kendisini alçaltan kişi yüceltilmek istiyordur."
(Çünkü kendini yücelten herkes alçaltılacaktır, kendisini alçaltan ise yüceltilecektir.)
Utancın arıtılması.— İnsanlar kirli bir şeyi düşündükleri için utanmazlar, tersine birisinin kendilerinin bu kirli düşüncelere sahip olduklarına inandığını düşündüklerinde utanırlar.
Umut.— Pandora içi kötülüklerle dolu olan kutuyu getirip açtı. Dış tarafı güzel olan o baştan çıkarıcı armağan “mutluluk kutusu” olarak adlandırılmıştı ve Tanrıların insanlara verdiği bir armağandı. Derken tüm kötülükler birer canlı, kanatlı varlıklar gibi peş peşe ondan çıkmaya başladı; o gün bugündür, tüm o kötülükler ortalıkta dolanıyor ve gece gündüz insanlara zarar veriyor. Tek bir kötülük henüz kutunun dışına çıkmamıştı: O zaman Pandora, Zeus'un isteği üzerine, kutunun kapağını çarparak kapatmış ve son kötülük kutunun içinde kalmıştı. Şimdi insan kendi evinde sonsuza dek mutluluk kutusuna sahiptir ve göz kamaştırıcı bir hazinesi olduğunu sanmaktadır; bu hazine insanın hizmetindedir, istediği zaman ona ulaşabilir; çünkü insan Pandora'nın getirdiği kutunun kötülükler kutusu olduğunu anlamıyor ve kutunun içinde kalan kötülüğü dünyevi servetin en büyüğü olarak kabul ediyor—bu servet umuttur. — Çünkü Zeus, diğer kötülüklerden ötürü ne kadar acı çekerlerse çeksinler, insanların yaşamlarından vazgeçmelerini istemiyordu, bunun yerine yeniden acı çekmeye devam etmelerini istiyordu. Zeus böylelikle insanlığa umudu verir ama aslında umut kötülüklerin en kötüsüdür, çünkü insanların ıstırabını uzatır.