Biyolojik ya da biyolojik olmayan mikroskobik boyuttaki kendini-yeniden-üreten sistemler, kısa sürede kendi kendilerini milyarlarca kez yeniden üretebilme yetenekleri sayesinde küresel kendini-yeniden-üreten sistemler için özellikle tehlikeli olabilirler.
Diğer yandan, insanlardan oluşan kendini-yeniden-üreten sistemler yalnızca zekaya sahip oldukları için değil, aynı zamanda küresel kendini-yeniden-üreten sistemlerin alt-sistemleri olduklarından ve bu sebeple onların bütünlüğünü bozabileceklerinden, daha tehlikeli olabilirler.
Fakat uzun vadede bu tip kendini-yeniden üreten sistemler, bilerek ya da bilmeyerek bizzat insanlar tarafından üretilen (genetik mühendisliği yolu ile) biyolojik kendini-yeniden-üreten sistemlerden daha az tehlikeli olacaklardır. İnsanlar tarafından üretilen, değiştirilen ya da manipüle edilen organizmaların, sürekli olarak güvenli bir kontrol altında tutulacağını düşünmek için olağanüstü naif olmak gerekir. Üstelik bu tarz organizmaların araştırma tesislerinden kaçtıkları vakalar gibi kontrol altında tutulamadıkları durumlar halihazırda yaşanmıştır.
Bu şekilde kontrolden çıkan organizmaların ciddi zararlar verme tehlikesi bulunmaktadır. Örneğin “katil arı” olarak adlandırılan arılar, Avrupa ve Afrika arılarının bir melezidir ve Brezilya’daki bir araştırma tesisinden kaçmışlardır. O zamandan beri Güney Amerika’nın birçok bölgesi ile birlikte ABD’ye de yayılmışlardır ve yüzlerce kişiyi öldürmüşlerdir.
Bu biyolojik kendini-yeniden-üreten sistemlerin egemen küresel kendini-yeniden-üreten sistemlerin hayatta kalmalarını tehdit edecek bir boyuta ulaşmadıkları doğrudur, fakat günümüz biyoteknolojisi gelecek on yıllarda alabileceği hal ile karşılaştırıldığında henüz bebeklik çağındadır. İnsanoğlunun biyolojiye olan müdahalesi daha da ilerledikçe bu müdahalelerin felaket sonuçlara yol açma riski daha da artmaktadır ve bu müdahaleyi mümkün kılan teknolojik imkanlar mevcut olduğu sürece bu riski kontrol altına almakta kullanılabilecek pratik araçlar bulunmamaktadır.
Amatörlerden oluşan küçük gruplar dahi genetik mühendisliği oynamaktadırlar. Bu amatörlerin bir felakete sebep olmaları için sentetik yaşam üretmeleri ya da çok karmaşık şeyler yapmaları gerekli değildir. Mevcut bir organizmadaki birkaç geni değiştirmek dahi felaket sonuçlara yol açabilir. Tek başına bir
Rakip radikal grupların önüne geçmenin yolu onlarla tartışmak değil onlara karşı üstünlük kazanmaktır: Kendi organizasyonunuza, modern teknolojiyi reddetmeye meyilli olan fakat muhtelif fraksiyonlara katılmak konusunda karar verememiş uygun kişileri katmaya odaklanın. Kendi organizasyonunuzun diğer radikal gruplardan daha efektif ve aktif olduğunu gösterin. Bu, sizin bakış açınıza, herhangi bir argümanın yapabileceğinden çok daha fazla kişiyi getirecektir.
“İnsanın, çektiği acının bir anlamı ve nedeni olduğuna kesin olarak inanması halinde insanüstü bir acıya katlanabilmesinin mümkün olduğu” söylenmiştir.
Bu ifade, yalnızca Fransız, Rus ve diğer devrimlerin tarihi tarafından değil, tarihte yaşanan diğer pek çok örnek tarafından da doğrulanmıştır. Örneğin İkinci Dünya Savaşı’ndaki ölüm, yıkım ve Alman işgalcilerin onlara reva gördüğü vahşi acımasızıklara rağmen Ruslar, direnme iradelerini hiçbir zaman kaybetmemişlerdir.
Aynı şekilde sivil Alman nüfusunun morali, şehirlerini bir harabeye çeviren ve kimi durumlarda tek bir operasyonla on binlerce kişiyi öldüren korkunç Müttefik bombardımanları karşısında kırılmamıştır. Müttefik hava kuvvetlerinin mensupları, verdikleri yüksek kayıplara rağmen Avrupa üzerindeki tartışmalı hava sahasında görevlerine devam etmişlerdir. Örneğin İkinci Dünya Savaşı sırasında Alman işgalindeki Polonya üzerinde göreve çıkan Amerikan pilotlarının dörtte üçü öldürülmüştür. Hayatta kalanlar buna rağmen uçmaya devam etmişlerdir. Bu sırada, karadaki birçok piyade eşit derecede tehlikeye ve çok daha fazla fiziksel zorluğa maruz kalmalarına rağmen savaşmaya devam etmişlerdir.
Ancak günümüzde muhalif ve hatta kabul edilemez olanlar da dahil olmak üzere bir fikir bolluğu yaşanmaktadır. Sanatçılar ve yazarlar, geleneksel değerlere saldırmak konusunda birbirleri ile yarış içerisindedirler. Sonuç olarak yeni fikirler, ne kadar kabul edilemez olurlarsa olsunlar, pek soul insanın umurunda bile değildir; bazılarında yalnızca rahatsızlığa sebep olurlar ve toplumun geri kalanı için ise bir eğlenceden ibarettirler.
Çağdaşları için Jan Hus ve Martin Luther gibi adamların fikirleri yeni bir çağın olası başlangıcını temsil ediyorlardı. Fakat günümüzde hiçbir fikir bunu başaramamaktadır; çünkü yeni fikirler o kadar yaygındır ki, kimse onları ciddiye almamaktadır. Teknoloji ile ilgili fikirler hariç olmak üzere tabii ki.