Bunun doğru olup olmamasından bağımsız olarak, birbirinden çok farklı amaçlara sahip insanlar bir harekete katılsalar dahi, eğer hareketin amacı basit, somut ve açık ise ve hareket tamamı ile bu amaca odaklanmış ise hareketin amacının bulanmasının ve rotasından saptırılmasının kaçınılmaz olmadığı gözükmektedir.
Örneğin erken dönem feminist liderlerin pek çoğunun alkol karşıtlığı, barış (savaş karşıtlığı), pasifizm, kölelik karşıtlığı ve “ilerici” olarak adlandırılabilecek meseleler ile ilgilenen profesyonel reformcular oldukları görülmektedir. Fakat feminist hareket 1870 yılında tek bir hedefe, kadınlar için oy hakkı hedefine kilitlendiğinde, 1920 yılında bu hedef gerçekleşene kadar ona sadık kalmıştır.
Dolayısıyla Önerme 3’te yer alan “eğilime sahiptir”, “olabilir” gibi ifadeler önermenin değişmez bir yasayı değil, toplumsal hareketlerin karşı karşıya olduğu bir tehlikeyi vurguladığını göstermektedir. Fakat bu tehlike, ciddi bir tehlikedir.
Biyosfer büyük bir olasılıkla atmosferin günümüzdeki koşullarını oluşturan fonksiyonlarını yerine getiremediği bir hale getirilecektir—ki atmosferin günümüzdeki koşulları olmadan bu gezegendeki hiçbir karmaşık yaşam formu hayatta kalamaz.Olası sonuçlardan bir tanesi, Dünya’nın Venüs gezegenine benzer bir hale gelmesidir:Dünya’nın ikliminin sonuçta istikrarsız bir yapıya ulaşabileceği iddia edilmiştir. Isıyı hapseden gazların atmosfere eklenmesi $H_2O$ salınımını hızlandırabilir ve sıcaklığı okyanusların buharlaştığı bir noktaya kadar yükseltebilir… Bazıları bu gelişmelerin Venüs’te daha önce yaşanmış olabileceğini düşünmektedir… Venüs, sera etkisinin öneminin çarpıcı bir örneğidir. Atmosferinde yüksek miktarda $CO_2$ (karbondioksit) bulunmaktadır… Venüs’ün yüzey sıcaklığı Dünya’dan çok daha yüksektir —yaklaşık 780°K (507°C ya da 944°F)— ve bu, tüm yüzeyini kaplayan bulut tabakası nedeniyle Venüs’ün Güneş’ten çok daha az enerji absorbe etmesine rağmen böyledir…
Bununla birlikte, rüzgar santralleri, türbinlerin “pervanelerine” doğru uçan çok sayıda kuşu öldürmektedir. ABD, Çin ve muhtemelen diğer ülkelerde de, çok sayıda yeni rüzgar santrali planlanmaktadır; muhtemel sonuç birçok kuş türünün yok edilmesi olacaktır. Davis, Kaliforniya’da bir ekolojist ve araştırmacı olan Shaun Smallwood şunları söylemektedir: “Yalnızca bahsettiğimiz türbinlerin olağanüstü sayısı—fikrime göre o kadar çok yırtıcı kuşu öldüreceğiz ki, sonunda hiç yırtıcı kuş kalmayacak.” Yırtıcı kuşların kemirgen nüfusunun kontrolünde önemli bir rolü vardır, yırtıcı kuşlar yok olduğunda kemirgenleri öldürmek için daha fazla tarım ilacı kullanılması zorunlu olacaktır.
Birleşik Devletler, EATR adı verilen ve yeşil enerji ile çalışan bir askeri robot geliştirmektedir; enerji ihtiyacını, çevresinde bulduğu herhangi bir biyokütleyi —yenilenebilir bir kaynak— “yiyerek” karşılamaktadır. Yakıt elde etmek için önüne gelen biyokütleyi yutan robotlardan oluşan orduların arasındaki savaşın doğuracağı yıkımı hayal edebilirsiniz. Üstelik, biyokütle yiyici teknolojinin sivil kullanıma adapte edilmesi durumunda, sistemin sürekli olarak artacak enerji ihtiyacını karşılamakta kullanılacak her türlü canlının yaşamı tehlikeye girecektir.
Çevreci iyi niyetliler şöyle bir itiraz getirebilirler: Kamuoyu çevre problemlerini ciddiye alacak şekilde ikna edilirse yurttaşlar çevreye zarar veren organizasyonlara direniş gösterecektir ve böylece bir organizasyonun çevreyi tahrip etmesi onun doğal seçilim sürecinde dezavantajlı hale gelmesine sebep olacaktır. Mesela insanlar, çevreyi tahrip eden firmaların ürünlerini satın almayı reddedebilirler.
Fakat insan davranışları ve tavırları manipüle edilebilir. Çevreye olan zarar, belirli bir noktaya kadar, kamuoyundan gizlenebilir; halkla ilişkiler firmalarının yardımı ile, bir şirket, çevre konusunda duyarlı olduğuna insanları ikna edebilir; reklamcılık ve pazarlama teknikleri, bir şirketin ürünlerine sahip olma konusunda öylesine güçlü bir arzu yaratabilir ki, çok az kişi bu ürünleri çevre duyarlılıkları sebebi ile satın almayı reddedebilir; bilgisayar oyunları, elektronik sosyal ağlar ve diğer kaçış teknikleri kullanılarak insanlar, çevre problemleri ile ilgilenemeyecekleri bir şekilde hedonist faaliyetler içerisinde hipnotize edilebilirler.
Daha da önemlisi, insanlar, şirketler tarafından sağlanan hizmetlere ve ürünlere tamamı ile bağlı oldukları bir duruma getirilmişlerdir. İnsanlar, muhtaç oldukları ya da muhtaç olduklarını hissettikleri hizmetleri ve ürünleri alabilmek için para kazanmak ve çalışmak zorundadırlar; bu sebeple, bir işe sahip olmak ihtiyacı içerisindedirler. Ekonomik gelişme istihdam yaratılması için zorunludur; dolayısıyla çevresel zarar, ekonomik gelişme için ödenmesi gereken zorunlu bir bedel olarak gösterildiğinde insanlar bunu kabul etmektedirler.
Milliyetçilik de şirketler ve hükümetler tarafından oyuna dahil edilir. Yurttaşlar dışarıdaki güçlerin onları tehdit ettiğine inandırılırlar: “Ekonomik büyümemizi artırmazsak Çinliler bizi