Ray Kurzweil’e göre Fermi Paradoksu’nun olası bir açıklaması şu olabilir: “Radyo kabiliyeti seviyesine gelen bir medeniyet kendi kendisini yok etmektedir.” Kurzweil şöyle devam ediyor: “Sadece birkaç medeniyetten bahsediyor olsaydık bu açıklama kabul edilebilirdi. Fakat her birinin kendini yok etmiş olması çok inandırıcı değildir.”
Eğer bir medeniyetin kendi kendini yok etmesi sadece bir şans meselesi olsaydı Kurzweil haklı olabilirdi. Teknolojik açıdan gelişmiş her bir medeniyeti, istikrarlı bir şekilde kendi kendisini yok etmeye götüren bir süreç söz konusu ise Fermi Paradoksu'nun yukarıdaki açıklamasının doğru olmaması için hiçbir sebep yoktur. Biz böyle bir sürecin olduğunu iddia ediyoruz.
“Her bürokrasi, kendini korumak, asalak bir şekilde kendini şişmanlatmak eğilimi gösterir. Aynı zamanda, devletlerin üzerindeki kontrolünü kaybettiği, otonom, kendi çıkarlarını savunan bir güce dönüşme eğilimleri de vardır.”
Bir ulusun askeri yapılanması, genellikle ciddi bir otonomi elde eder ve ülkedeki egemen siyasi güç olarak hükümetin yerine geçer. Günümüzde, açıktan yapılan bir askeri darbenin geçmişe nazaran daha az popüler olduğu gözükmektedir; bu sebeple, politik olarak daha rafine generaller, sivil bir hükümetin iş başında olduğu görüntüsünü koruyarak, iktidarı perde arkasında ellerinde tutmayı tercih etmektedirler. Generaller, açıktan müdahale etme gereği duyduklarında, “demokrasi” ya da benzer bir ideal uğruna hareket ettiklerini iddia ederler.
“Dünya görüşünün yıkılışını izlemektense gerçekliği reddetmek her zaman daha kolaydır…”
Entelektüeller de dahil olmak üzere üst-orta sınıfların çoğunun dünya görüşü, köklü bir şekilde organize edilmiş, kültürel olarak “ileri”, yüksek seviyede bir toplumsal düzenin karakterize ettiği geniş-ölçekli bir toplumun mevcudiyetine derinden bağlıdır. Bu tip insanlar için, üzerinde felakete doğru gitmekte olduğumuz rotadan çıkmanın tek yolunun organize toplumun topyekun bir şekilde çökmesi ve böylece kaosa sürüklenmek olduğunu kabullenmek psikolojik olarak son derece zordur. Bu sebeple, yaşamlarının ve dünya görüşlerinin dayandığı bu toplumu korumayı taahhüt eden her türlü projeye, bunlar ne kadar gerçek dışı olursa olsun, can havliyle sarılırlar ve kişi, onlar için, dünya görüşlerine olan tehdidin yaşamlarına yönelik tehditten daha önemli olduğu kuşkusuna kapılır.
Maalesef toplumların gelişiminin hiçbir şekilde rasyonel bir kontrole tabi tutulamayacağı herkes tarafından bilinmemektedir ve bu prensibi soyut temelde kabul edecek birçok kişi somut durumlarda bu prensibi uygulamakta başarısız olmaktadırlar. Tekrar ve tekrar, dışarıdan zeki gözüken insanların, toplumun problemlerinin çözümü için ayrıntılı projeler önerdiklerini görüyoruz; bu projelerin hiç ama hiçbir zaman başarılı bir şekilde uygulanamadığı gerçeğinden bihaberdirler. Ray Kurzweil ve Kevin Kelly gibi teknolojinin kesin inançlıları, toplumun rasyonel yönlendirilmesi problemine hiper teknolojik, fütüristik çözümler önereceklerdir.
Hayal dünyasına doğru yaptığı bir yolculuk sırasında ünlü teknoloji eleştirmeni Ivan Illich birkaç on yıl önce şunları yazmıştır: “Toplum, otonom bireylerin ve grupların katkısını, temel insan ihtiyaçlarını tatmin edecek ve aynı zamanda belirleyecek yeni bir üretim sisteminin bütünsel verimliliği için genişletecek şekilde yeniden yapılandırılmalıdır” ve “başkaları tarafından en az düzeyde kontrol edilen araçların yardımı ile üyelerine otonom bir eylemin olanaklarını sunacak bir ortak-yaşam toplumu tasarlanmalıdır.” — sanki toplum bilinçli bir şekilde “yapılandırılabilir” ve “tasarlanabilirmiş” gibi.
Buna benzer diğer olağanüstü aptallık örnekleri Arne Naess ve Chellis Glendinning tarafından sırasıyla ve yıllarında verilmiştir; bu örnekler mevcut eserin Üçüncü Bölüm’ünün IV. Kısmı’nda tartışılmaktadır.