Taha EKŞİOĞLU

Taha EKŞİOĞLU
@Scapegoatt
Dijital Arşiv.
Arthur Schopenhauer
Nisan 1811'deki Paskalya tatili sırasında, Weimar'daki evine geri döndü. Burada 78 yaşındaki Wieland'la aralarında bir konuşma geçti, bu konuşmada yaşlı adam Schopenhauer'ı felsefeden vazgeçirmeye çalıştı. Schopenhauer, bu yaşlı şaire kendisinin de ekmek getirecek (Brotstudium) bir kariyer uğruna felsefeden vazgeçip hukuku seçtiği için duyduğu pişmanlığı Johanna'ya itiraf ettiğini bildiğini söyleyip söylemediğine dair bir kayıt tutmamış. Yaşlı adamın felsefenin sağlam bir çalışma alanı olmadığına dair söylediklerine karşı Schopenhauer, hayatın can sıkıcı bir deneyim olduğunu ve bütün hayatını hayat denen şey üzerine kafa yormakla geçirmeye karar verdiğini söyledi. Bu cümle Wieland'ı Schopenhauer'ın tarafına çekti: "Genç adam. Seni şimdi anladım. Felsefeyi asla bırakma." Sonrasında, Johanna'ya yaptığı bir ziyaret sırasında Wieland ona şöyle demişti: "Madam Schopenhauer, yakın zamanlarda çok ilginç bir kişiyle tanıştım." Johanna "kiminle?" diye sorduğundaysa Wieland ona şöyle cevap vermişti: "Oğlunuzla. Bu genç adamla tanışmak benim için büyük bir zevkti. Bir gün o büyük biri olacak."
Biyografi
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Arthur Schopenhauer
Arthur "muhteşem Weimar zamanından" tanıdığı "Bayan von Heygendorf"a* rastlar ve ona kirpilerin öyküsünü anlatır: "Soğuk bir kış günü, donmaktan korunmak için aceleyle birbirlerine sarılırlar. Ama bir müddet sonra okları birbirine batmaya başlar ve tekrar ayrılırlar. Sıcaklık ihtiyacıyla gene bir araya geldiklerinde okları tekrar birbirlerine batar; ta ki birbirlerine müsamaha gösterecek bir uzaklığı keşfedene kadar, iki bela arasında yuvarlanırlar.
Kirpi ikilemi, sarkaç teorisi·Kitabı okudu
Biyografi
Arthur Schopenhauer
Schopenhauer hayatının bu aşamasında aşkın kuvvetli çekişine başka bir yön vermişti. 1804 ve 1806 yılları arasında yazılan bir şiirde tensellikle ilgili tavrı Wackenroderci değildi. Şehvetli zevk, cehennemi keyif Doymaz ve boyun eğmez aşk! Cennetin yüksekliğinden Beni aşağıya sürükledin Bu dünyanın tozunda Prangaya vurdun. Nasıl arzular ve süzülerek yükselirim Ebediyetin tahtına Ya da yüce düşüncenin Yansımasına nakşolurum Ya da güzel bir kokuya yerleşirim Ya da uzamdan sonsuzluğa uçabilirim, Tamamen dindar ve huşu dolu, Neşe patlamasıyla, Veya tevazua sarınmış Veya sadece uyumu işiterek? Nasıl unutabilirim Bu tozun kepazeliğini Ya da aptalların zılgıtından imtina edebilirim, Büyüğe gıpta etmekten, Kuvvetsizle alay etmekten, Ahlaksızı görmekten? Nasıl görüp taparım Bir ustayı eserinde veya Bir zihni bedende? Ama zayıflık zinciri Sen, beni aşağı sürüklüyorsun Dişlerin ve ağların
Biyografi
Arthur Schopenhauer
Arthur, yıllar sonra, babasının bu hastalık dönemini hatırladığında annesini ve kadınları yerden yere vuruyordu: "Kadınları tanıdım. Evliliği sadece kendilerinin korunmasını sağlayan bir kurum olarak düşünüyorlar. Babam hasta olduğu ve sefil bir halde tekerlekli iskemleyi kullanmaya mecbur kaldığı zaman, eğer sevginin gereklerini yerine getirecek yaşlı bir hizmetçi olmasaydı tamamen terk edilmiş olacaktı. Babam tek başına yaşamını tüketirken ve acılar içinde kıvranırken benim sevgili annem partiler verip eğleniyordu. İşte budur, bir kadının sevgisi!"
Biyografi
Arthur Schopenhauer
Schopenhauer, faziletleri Sebt'in gereklerini yerine getirmeyle ilişkilendirerek ahlaki mantıksızlığı vaaz etmenin özellikle yıkıcı etkileri olduğunu iddia etti çünkü çoğunlukla kınanması gereken bazı davranışları inananların rahat bir vicdanla yapmalarını bu vaaz sağlıyordu: Elbette, sıradan insan, sadece, ruhsal rehberlerinin kendisine söyledikleri gibi, 'kutsal Sebt'i tam bir şekilde kutlama ve ilahi ayinlere düzenli olarak katılma' yolunu izlerse, yani başka bir deyişle, sadece pazar gününü tamamen ve hiç bozmadan boşa geçirirse ve aynı ayini bininci kez dinleyip tempoyla ezberden tekrarlayarak iki saat boyunca kilisede oturmayı başarabilirse, ancak bütün bunları yaparsa, arasıra kendisine yapma izni verdiği bir şeye veya bir diğerine ilişkin biraz müsamaha bekleyebileceğine inanmalıdır. İnsan formundaki o şeytanlar, Kuzey Amerika'nın özgür eyaletlerindeki (buralara Köle Eyaletler denmeli) köle sahipleri ve köle tacirleri, istisnasız Ortodoks ve dindar Anglikanlardır: Bunlar pazar günleri çalışmaya ciddi bir günah gözüyle bakar, pazar ayinine ve kiliseye düzenli katılımlarına güvenerek sonsuz mutluluk umarlar.
Biyografi