Günlerin olmadığı, bir uzamdan yoksun, olanaksız bir sesin, olanaksız bir varlığın ürünü burada bir gün olsaydı eğer, bir günışığı görülseydi, her şey sessizliğe, boşluğa ve karanlığa bürünürdü, çok geçmeden, her şeyin sona ereceği, her şeyin söylenmiş olacağı, şu anki gibi, diyor ses, fısıldıyor.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Şunu düşündüm: En bayağı olayın bir serüven hâline girmesi için onu anlatmaya koyulmanız gerekir ve yeter. İnsanları aldatan da bu zaten. Kişioğlu hikayecilikten kurtulamaz, kendi hikayeleri ve başkalarının hikayeleri arasında yaşar. Başına gelen her şeyi hikayeler içinde görür. Hayatını, sanki anlatıyormuş gibi yaşamaya çalışır. Ama, ya yaşamayı ya da anlatmayı seçmek gerek.
Tutunabileceği tek nokta o anda bulunduğu noktaydı: şimdiki zaman. Geri kalanın tümü, şekilsiz bulutlardan, dipsiz, uçsuz bucaksız boşluklardan ibaretti.
Benim de herkes gibi kaygısız, sevinç dolu bir yaşantıya hakkım yok mu? Ben de herkes gibi günlük sevinçlerin, heyecanların akışına kapılıp gidemez miyim? Neden olaylar, benim üzerimde silinmez izler bırakıyor?