Sözlerime şu şarkı ile başlamak istiyorum.
Hiç bi kere hayat bayram olmadı ya da
Her nefes alışımız bayramdı
Bir umuttu yaşatan insanı
Aldım elime sazımı
Aslında kitap' Ben roman' yani yarı otobiyografi olarak geçiyor. Yazar ana karakter üzerinden kendi hayatının bir kısmını, duygu ve düşüncelerini aktarıyor. Yazarın şu cümlesi benim için romanın özeti oldu; "Etrafımda sürekli kirli, karanlık ve kasvetli bir aura dolaşıyordu." Bana hep bu hissi verdi.
Yozo'nun benim "soytarım" diye tarif ettiği, davranış biçimini yaşamayan yok aslında. Hepimiz maskelerimizi takıyoruz ve topluma karışmaya çalışıyoruz. Bazen ben insan sevmiyorum diye kabuğuma çekilme hissini çok yaşıyorum. Dazai maalesef hep bu duyguda kaldığı için yaşamak onun için ızdırap dolu olmuş. Defalarca buna son vermek için uğraşmış. Merak ettiğim bir şey var. Pırıl pırıl bir ilkbahar gününde hiç mi içine yaşama sevinci dolmadı.
"Ölmek zorundayım. Hayatın kendisi tüm suçların kaynağı." Düşüncesi ile hareket etti ve tek amacı bu oldu. Koş Melos! okuduğumda özellikle öğrenci kız hikayesinde yazarın intihar mektubunu okuyor gibi hissetmiştim bu kitap baştan sona uzatılmış bir intihar mektubuydu. Bir insan ölmeyi aklına koymuşsa ne kadar güçlü bir kalemi olursa olsun her şeyden vazgeçiyor demek ki. Başka bir evrende yaşama sevinciyle dolu olan bir Osamu Dazai olsaydı nasıl eserler bırakırdı acaba. Kitabın son sözü benim için harika bir kitap incelemesi oldu. Son sözden alıntı "Şizuko'nun dairesinin önündeki kablolarla takılan uçurtma gibi hem Yozo hem de roman anlaşılmanın dehşeti ve arzusu arasında, itiraf etme ihtiyacı ve karşı konulamaz bir yalan söyleme güdüsü arasında, sıkışmış hâlde bükülüp kıvranıyor."
Yazarın ilk okuduğum kitabı Tersi ve Yüzü idi o kitap ne kadar zorsa, bunu o kadar kolay okudum. Yazarın bu 'saçma' felsefesi için şöyle düşünüyorum. Madem yaşamak bu kadar saçma ve hisler bu kadar karmaşık neden yazdı bunları. Çünkü insan anlaşılmak istiyor, bilinmek istiyor iz bırakmak istiyor.
Meursault'un anne sevgisinden yoksun olduğu için duygu gelişiminin yarım kaldığını ve bu yüzden empati yoksunu olduğunu düşünüyorum. Anne öldü diyor annem bile diyemiyor. Aklıma Köpek Gibi Büyütülmüş Çocuk geldi. Birini canice öldürmüş bir katilin ailesi incelendiğinde, anne sevgisinden yoksun temassız büyüdüğü ortaya çıkıyor. Öldürdüğü kişinin ailesi ağlarken katil neden ağladıklarına anlam veremiyor. Çünkü bu duyguyu anlayamıyor. Şimdi biz buna katile saçma, boş geliyor da diyebiliriz. Yani demem o ki bu felsefe çok 'saçma' ve depresif.