Aşk bizi en beklenmedik yerlerde ve en hazırlıksız ânımızda kıskıvrak yakalar. Ve bir kez çağırdığında boyun eğip, peşinden gitmekten başka şansımız yoktur.
Babam böyle bir adamdı işte, her daim iyiliğimizi gözetirken mutlak suretle elinin altında durmamızı, önemli veya önemsiz herhangi bir konuda ne yapacağımızı ona danıştığımız takdirde mutlaka onun sözüne itaat etmemizi bekliyordu. Bunun sevgiden, şefkatten ziyade dayatma anlamına geldiğini, çoğunlukla kırıcı olduğunu, aramızda huzursuzluk ve çatışma doğurduğunu kabul etmeye asla yanaşmıyordu.
Bir taştan ne farkım var, diye tekrarlıyordum içimden. Baştan aşağı değersizlik hissiyle doluydum. Tutkulu bir aşkla bağlı olduğum bir kadın, bir fikir veya bir hayal yoktu hayatımda; anlamsızlığın boş, soluk gri duvarları arasında serseri tavırlarla, kaçaklara özgü bir ürkeklikle, bitkinlik içinde dolanıyordum.
...görüşmelerimiz aksadı. Allah'tan ikimiz de bunu dert edecek insanlar değildik, aradaki mesafe ne olursa olsun arkadaşlığımız ilk görüşmemizde kaldığımız yerden devam edebiliyordu.