Diğer her şey aşkın yanında ikinci plandaydı. Martin’in aşk macerası, düşünce dünyasındaki macerasından daha büyüktü. Karşı konulamaz kuvvetlerin itici gücü uyarınca atomlardan ve moleküllerden oluşan bu dünya, sırf bunun için hayranlık duyulucak bir yer değildi ; onu güzel yapan, içinde Ruth’un yaşamasıydı. Hayatında bildiği, sezdiği veya hayal ettiği her şeyin en muhteşemiydi o.
Seviyorum o kadının ayak bastığı aşağılık toprağı, daha aşağılık olan ayakkabısını ve en aşağılık olan ayağının değdiği yeri. Eğer seviyorsam bozmalıyım yeminimi, ama bu da vefasızlığın en büyük kanıtı değil mi? İyi de nasıl gerçek bir aşk olabilir böyle uygunsuz bir girişim? Aşk hazırda bekleyen bir iblis, bir şeytan. Acı veren bir melek yoktur aşktan öte.
Aklımın içini örümcek ağları sardı; kafamın sandalyelerinde elbiseler, gömlekler, çoraplar birikmeye başladı; kurduğum hayaller, bir bekar odasının dağınıklığına boğuldu. düşüncemin duvarlarına resimler asmak istediğim halde bir türlü olmadı. Belirli noktalara biriken eşya, odanın çıplaklığını daha çok ortaya çıkardı.