"Oğlanların daha üstün tutulduğu ailelerdeki kızlar evlenip de kendileri çocuk sahibi olacak aşamaya geldiklerinde şu ya da bu şekilde söz konusu görevden yan çizmeye başlarlar. Çocuk istemezler ve buna hazırlıklı değillerdir; çocuklara kavuşacak olmalarına sevinmez, çocuk sahibi olmaya yaratıcı ve ilginç bir etkinlik gözüyle bakmazlar. Belki de bu, toplumların en büyük sorunudur ve bu sorunun üstesinden gelmek için de fazla bir şey yapılmamaktadır. Tüm insan toplumunun esenliği kadınların anneliğe karşı tutumuna bağlıdır. Hemen hiçbir yerde kadının yaşamdaki rolüne gereken önem verilmemekte, gereken ağırlıkla bu rol üzerinde durulmamaktadır."
"... Bugün birer yenilik olarak değerlendirilen nice anlatı yöntemleri bizim halk anlatılarımızda yüzyıllarca önce, bol bol, hem de yalnızca biçimsel değil, işlevsel olarak kullanılmış, birer anlamsal öğe biçiminde geliştirilmiştir. Bu durumda, ya halk yazınının günümüz yazarı için bir gelenek sayılamayacağını kesinlemek gerekir, ya da herhangi bir geleneğin ancak belirli sanatçılarca, belirli biçimlerde değerlendirildiği zaman verimli olabileceğini. Ne var ki, her iki kesinleme de aynı kapıya çıkar aşağı yukarı: geleneğin belirleyici niteliğini yadsır."
"Düşleri pek seyrek anlayabilmemizin nedeni, bizi aldatıp zihnimizi bulandırmak gibi bir amaç gütmeleridir. Çünkü düşlerimizi anlayabilseydik, bizi aldatabilmeleri söz konusu olamaz, içimizde kimi duygu ve dürtüler uyandırmanın üstesinden gelemezlerdi. Dolayısıyla yapmamız gereken şey, düşlerin telkinlerini duymazdan gelmek, en iyisi mantığın sesine kulak vermektir."