Kadınları bastırmaya hizmet eden kültürel kurgular cadı avlarına yol açtı, bu avlarda gerçek kadınlar, cinsiyetlerinden kaynaklandığı düşünülen günahları nedeniyle öldürüldü ve işkence gördü. Tiyatrolar yeniden açıldığında kadınlar sahneye çıkmaya başladılar. Aslında, kadın oyuncular sahnede göründüğünde, müstehcen komediler ve haz anlatıları tiyatrolara hakim olmaya başladı. Kadın toplumsal cinsiyeti kurgusu sıkı bir şekilde kadınlara tescillendi. Bu dönem, bakire tanrıça Athena'dan (ve bakire kraliçe Elizabeth'den) yirminci yüzyılın seks tanrıçasına geçiş dönemidir. Her şekilde kadınlar, erkek değiş tokuş dünyasının metası olmaktan kurtulamadılar.
Genç erkekler, yaşlarından dolayı kadınlarınkine benzer bir toplumsal role sahiptirler: Yetişkin erkeğe tabidirler ve hiyerarşik sıralamada onun altında yer alırlar. Kadınlar sahnede genç erkekler tarafından temsil edilebilirlerdi, çünkü toplumsal özellikleri aynıydı.
Hıristiyan düşüncesinde, kadınlar cinsellikle eşleştirilirken erkekler ruhanilikle eşleştiriliyordu. Bu ruhanilik, kültürel üretim bağlamında erkeklerin münzevi bir şekilde cinsellikten uzak kalmalarına yol açtı. Bu nedenle, kadının kamusal alandaki varlığının baskı altına alınması ile birlikte, kadının kültürel üretimlerdeki mecazi görüntüsü de bastırıldı: Edebiyatta, felsefede, ilahiyatta ve diğer eğitim alanlarında kadın sesi yoktu, bu da, korolarda ve sahnelerde yer almamalarının yansımasıydı.
Kadın, ayartarak ortaya çıkardığı erkek cinsel davranışlarının sorumlusu olmuştu. Kadın bedeni cinsellik bölgesi haline gelmişti. Kadınlar kamusal alanda sahneye çıkarsa, bedenleri üzerinden tanımlanan cinsellik, erkeklerin ahlaksız cinsel tepkilerini ortaya çıkaracaktı ve bu da toplumsal hayatın düzenini bozacaktı.