İnsan yorulunca vazgeçiyor uzun uzun cümleler kurmaktan, tahammülsüzleşiyor kaçmak istiyor her şeyden. Yorgunluktan sindiğim köşede gökyüzüne değilde dizlerime bakarken anladım.
“Vaaz verme çılgınlığı içimizde öylesine yer etmiştir ki, korunma içgüdüsünün bilmediği derinliklerden doğar. Her insan, kendinin bir şey önereceği ânı bekler: Ne önerdiği önemli değildir.”
“Yaratmak yoktan var etmektir. En akıllımızın kafası bile bizden evvelkilerin depo ettiği bir sürü bilgi ve tecrübenin ambarı olmaktan ileri geçemez. Yaratmak istediğimiz şey de bu mevcut malların şeklini değiştirerek piyasaya sürmekten ibaret. Bu gülünç iş insanı nasıl tatmin eder bilmiyorum. Bize ziyasını beş bin senede gönderen yıldızlar varken, en kabadayısı elli sene sonra kütüphanelerde çürüyecek ve nihayet beş yüz sene sonra adı unutulacak eserler yazarak edebi olmaya çalışmak, yahut üç bin sene sonra, kolsuz bacaksız, bir müzede teşhir edilsin diye, ömrünü çamur yoğurmak ve mermere kalem savurmakla geçmek bana pek akıllı işi gibi gelmiyor.”
Kötülüğün ilkesi irade gerilimindendir, huzuru yaşayamamaktır; tıka basa ideallerle dolu kanaatlerininin ağırlığı altında patlayan ve şüpheyle tembelliği -bütün faziletlerinden daha soylu zaafları- alaya almakla gönül eylemiş olduğu için, mahvolduğu bir yola, tarihe, o densiz sıradanlık ve kıyamet karışıma girmiş olan bir ırkın Promethus’vari megolamanisindedir.
“Dünyaya gelmenin bir bedeli, bir sorumluluğu var. Aldığımız her solukta, içtiğimiz her yudum suda, çiğnediğimiz her lokma ekmekte başkalarının da hakkı var. Tükettiğimizin yerine yenisini koymamız gerek.”
“İnsana duyulan aşk ölümlüdür, tıpkı beden gibi. Ölümsüz bir aşk için, ölümsüz bir varlığı sevmek gerekir. Hiçbir zaman senin olmayacak, hiçbir zaman anlayamayacağın, hiçbir zaman doyamayacağın, hiçbir zaman kavuşamayacağın, hiçbir zaman terk edemeyeceğin bir varlığı.”