"Belki de olup bitenlerle ilgili rolüm konusunda kendime karşı dürüst davranmadığımı hissediyorumdur."
"Tanrım, bunun ne kadar saçma bir fikir olduğunun farkında mısın? Mükemmellik hedef değil yöndür. Mükemmeliyetçilikse bir zaaftır, erdem değil. Sen elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışan bir insansın. Bu arada senin elinden gelenin en iyisi dediğim sey çoğu insan için hayal bile edilemeyecek kadar üst bir seviye. Ama sen hâlâ yeterince iyi olmadığını düşünüp duruyorsun.”
Olayları değerlendirme aşamasında yaptığı bu hatalar kendisiyle ilgili daha önce
farkında olmadığı bir gerçeği fark etmesini sağladı. Nefretle ilgili anlatılanlara sevgiyle ilgili anlatılanlardan çok daha kolay
inandırıcılık atfetmek gibi bir eğilimi vardı. Öfke gerçek, sevgiyse sorgulanabilir gibi görünüyordu gözüne. Belki günün birinde
bunun kökenine inip neden böyle düşündüğünü keşfedebilirdi.
Karşılaştığımız her duygu yoğunluğu karşısında, bir alışkanlık başlıyor insanoğlunda, bir kontrolü ele geçirme çabası diyelim. O gelmesin, bu gitmesin. Nefesimizi tutmaya başlıyoruz. Yaşamı kontrol edebilmenin en kolay yolu, yaşamı bize getiren nefesi kontrol etmekle başlıyor zihin için. Her korktuğumuzda, heyecanlandığımızda, istemediğimiz bir şeyle karşılaştığımızda ya da çok mutlu olduğumuzda hep nefesimizi tutuyoruz ve bu duraklamalar zaman içinde nefesimizin bir parçası haline geliyor. Peki bizim kaynakla sürekli bağlantıda olmamızı sağlayan, bize can veren bu akışı her durdurduğumuzda ne oluyor? Süreklilik bitiyor. Dur, kalk, dur, kalk şeklinde tekleyerek akmaya başlıyor. Ve giderek daha az nefes almaya başlıyoruz."