HUZUR
Birinci bölüm, annesi ve babası öldükten sonra Mümtaz’ı yanına alarak büyüten İhsan’ın hastalığı ile başlar. Evin içine keder ve korku duyguları hakimdir. Mümtaz sabah saatlerinde hasta bakıcı bulmak için evden çıkar sokaklarda dolaşırken çocukluk günlerinde üzerinde derin etkiler yaratan olayları hatırlar. Bu bölümde Mümtaz’ın iç dünyasına tanıklık ederek onun ruh halini analiz etmiş oluruz.
İkinci bölümde bir yıl geriye giderek Nuran ile Mümtaz’ın aşkına şahit oluyoruz. Nuran’a hissettiği duygular sayesinde Mümtaz sanatı, doğayı ve aşkı bir bütün olarak yaşar.
Üçüncü bölümde eserde melankolik bir duygu dünyası görüyoruz. Buna neden olan ise Mümtaz’ın kuşkuları, korkuları ve kıskançlıklarıdır. Bu bölüme bir zamanlar Nuran’a aşık olmuş, ama başkasıyla evli, Suat’ın etkileri hakimdir. Suat, Mümtaz ile Nuran’ın evlenmek üzere olduğunu bildiği halde Nuran’a aşk mektubu yazar, bir umutla İstanbul’a gelir fakat onların bu saadetine dayanamayarak Mümtaz’ın evinde kendisini asar. Nuran bu durumdan dolayı mutlu olamayacaklarını düşünerek Mümtaz’ı terk eder.
Son bölümde ise Mümtaz’ın İhsan’a aldığı ilaçlarla eve dönerken yaşadığı krize, ölü Suat ile muhabbettine ve ona karşı kendisini savunmasına şahit oluruz.
Her satırı altı çizilesi Tanpınar şaheseri, Huzur.
Ölmüş bir insan bülbülün şarkısını, gülün fısıltısını ya da ırmağın titreyişini nasıl hatırlayabilir ki? Prangalara vurulmuş bir mahkum şafak melteminin ardından nasıl koşabilir? Susmak konuşmaktan daha ağır değil midir?
Demek hayat böyle iki adım ilerisi bile görülmeyen sisli ve yalpalı bir denizdi. Tesadüflerin oyuncağı olacak olduktan sonra ne diye bir irademiz vardı? Kullanamadıktan sonra göğsümüzü dolduran hisler ve kafamızda kımıldayan düşünceler neye yarardı?