Normalde doktor ve hastanelerden hoşlanmam sevmem (tamamen kişisel sebeplerden).
Ancak bu kitap sadece bir kitap değil, sanki sessiz bir gecede tutulmuş bir nöbet gibi. Mihail Bulgakov, genç bir doktorun taşranın ortasında, henüz mesleğine ve kendine alışamadan üstlendiği ağır sorumlulukları anlatırken okura da dürüst bir ayna tutuyor.
Eğer kusursuz kahramanlardan sıkıldıysanız, korkan, hata yapan ama yine de elinden geleni yapmaya çalışan bir karakterle tanışmak istiyorsanız bu kitap tam size göre.
Bu kitabı özellikle yavaş yavaş, sindire sindire okumanızı tavsiye ederim. Çünkü her hikaye, aceleye gelmeyecek kadar insani. Bulgakov’un anlatımı sade ama çok güçlü tıbbi terimler sizi korkutmasın, çünkü asıl mesele ameliyatlar değil, o ameliyatlara girerken duyulan endişe, yalnızlık ve vicdan muhasebesi.
Okudukça genç doktorun yaşadığı çaresizliği hissediyor, onunla birlikte “ya başaramazsam?” sorusunu düşünüyorsunuz.
Kariyerinin başında olanlar, hayatında ilk kez büyük bir sorumluluk alanlar ya da kendini bir anda yetişkinliğin ortasında bulanlar için bu kitap özel bir anlam taşıyor.
Genç Bir Doktorun Anıları, başarının her zaman özgüvenle gelmediğini; bazen korkuya rağmen devam etmek olduğunu fısıldıyor.