Ne de olsa. Gelecek dediğin, dünyanın bütün çocuklarının hayali arkadaşı. Büyüyünce hiçbirinin hatırlamadığı... Nede olsa yaşlanan insanın hayali arkadaşı farklı. Ve adı: Şimdi.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Ray Bradbury’nin Fahrenheit 451’i elime ilk aldığımda, “kitap yakılan bir dünya” fikri bile tüylerimi diken diken etmeye yetti. Hikâye Guy Montag adında bir itfaiyeciyi anlatıyor, ama bu dünyada itfaiyeciler yangın söndürmüyor, tam tersine kitap yakıyorlar. Düşünsene, kitap okumak yasak! İnsanların tek yaptığı şey kocaman ekranlara bakıp yüzeysel bir eğlenceyle günlerini geçirmek. Montag başta bu düzeni sorgulamıyor, hatta görevini gururla yapıyor. Ama sonra komşusu Clarisse ile tanışıyor meraklı, hayata farklı bakan bir genç kız. Clarisse’in basit soruları, Montag’ın içindeki merakı uyandırıyor ve o andan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmuyor.
Bu kitap sadece sansürün kötülüğünü anlatmıyor; asıl mesele insanların düşünmekten, sorgulamaktan vazgeçmesi. Bradbury, “Böyle bir dünya olursa suçlu kim?” diye soruyor: yasakları koyanlar mı, yoksa sorgulamadan kabullenen bizler mi? Montag’ın karısı Mildred örneğin, televizyon ekranlarıyla o kadar meşgul ki gerçek dünyayla bağını tamamen koparmış. Onun yaşadığı boşluk çok tanıdık geliyor, değil mi? Bugün biz de telefon ekranlarımızdan kafamızı kaldırmadığımızda, biraz Mildred’e benzemiyor muyuz?
Romanı okurken sürekli kendime şu soruyu sordum: “Ben hangi kitapları, hangi düşünceleri yavaş yavaş kaybediyorum?” Montag’ın yolculuğu bu yüzden çok etkileyici. Baştaki uysal görev adamından, kendi hayatının peşine düşen bir isyankâra dönüşmesi bana umut verdi. Çünkü Bradbury bize şunu söylüyor: Tek bir kişinin bile merakı, tüm sistemi sarsmaya yetebilir.
Fahrenheit 451, bitirdiğinizde içinizde biraz korku, biraz da isyan duygusu bırakıyor. Aynı zamanda sizi düşünmeye, sorgulamaya çağırıyor. Kitapları ve düşünceleri gerçekten kaybetmemek için bugün ne yapıyoruz? Belki de Bradbury’nin asıl derdi tam olarak bu soruyu bize sordurmak.
Gözlerimden akan yaşları hissedebiliyorum. Ancak bir gariplik var. Gözyaşlarım her zamankinden daha ağrı süzülüyor. Ellerimi yanaklarıma götürüp o yaşlara dokunmak istiyorum ama olmuyor. Hareket edemiyorum.
Rakı bizim kültürümüz kızım. Sadece içki değil, bir yaşam biçimi. Ama nerede, nasıl, neyle ve kiminle içildiği önemlidir. Rakıyı çıkartırsan ne sohbet kalır, ne muhabbet.