‘Ben kimseye sadaka vermem o kadar fakir değilim’ demişti Zerdüşt. İyilikle yapılmayı amaçlanan bir harekette dahi nasıl anlayamıyoruz tepeden baktığımızı. Biz kimiz ki üstte olanlar, kendilerini üstte zannedenler, sadaka vermek isteyenler... Kurtulun bu fakirlikten, armağan etmenin zarifliğine yönelin!!
Görmek nedir? Bir sanat eserine, bir insana, annenize hatta önünüzdeki bardağa baktığınızda ne görüyorsunuz? Hepinizin cevabı hazır değil mi? Annemi görüyorum, bardağı görüyorum veya bir heykel görüyorum. Fakat karmaşıklığıyla bilinen bizler bundan fazlasını yapıyor onları anlamlandırıyoruz. Kendi hakikatinde, olduğu şey olmaklığı dışında başka hiçbir şey ifade etmeyen bir bardak düşünün. Ben o bardağı görüyorum ama nasıl? Öncelikle bir şeyler içilmesini sağlayan bir eşya olarak görüyorum. Daha sonrasında onu arkadaşlarımla beraber harika bir gece geçirdiğim zamanda kullandığımı hatırlıyorum, güzel şeyler çağrıştırıyor. Belki onu size sevgiliz aldı, belki babanız belki de sırf çok beğendiğiniz için aldınız fark etmez. Artık onu görme biçiminiz farklı. Üstelik sadece sizin de değil o bardağa bakan herkesin. Kişisel tercihlerinizden tutun zevklerinize kadar sizin hakkında bir sürü çıkarım yapıyorlar. Yani gören benin yanında başka gören gözler daha var ve üstelik bununla birlikte bir sürü de düşünce. Öyle ki baktığın şeyle alakasız olsa bile bu anlamlandırma sayesinde sana çok farklı şeyler gösterebilen bir görme biçiminden bahsediyorum. İşte John Berger size bunu anlatmaya çalışıyor. Doğduğunuz andan beri bir takım şeyler görüyorsunuz ya da size gösterilmeye çalışılıyor. Siyasetten tutun sosyal medyaya, arkadaşlarınızla ilişkinizden tutun gece korktuğunuzda sarıldığınız oyuncağa kadar.
Gelelim sanat eserlerine. John Berger’in kitapta bahsettiği kadın imgesi. Rönesans’da çizilen nü kadın tabloları neden çıplak? Neden sanki bize bakıyorlarmış gibi gözleri dosdoğru karşıda? Tabloya bakan gözün, çıplak bir kadından fazlasını görmeye amaçlanmıştır bu resimler. Erkeğe sahiplik ve istenilen olma hissini vermek için çizilmişlerdir. Bu nedenledir ki o dönemlerde en ünlü ve en
Karşınıza mutlaka bir kere bile olsa çıkmış, adını duyduğunuz bir kitaptır Bülbülü Öldürmek. Pulitzer ödülü de almış olan bu romana çok büyük bir beklentiyle başlamıştım. Fakat kitabın ilk yarısında vaat ettiği konuyla ilgili pek bir şey bulamadım. Kitabın ününden ve işlediği konudan ötürü de çok fazla bir şey söylemek istemiyorum ama yazıldığı dönemin bir ilki olmasından mıdır, yoksa zevk meselesi midir bilinmez herkeste bıraktığı etkiyi bende bırakamadı. Tabi ki bunlar da sadece kendi düşüncelerim siz okuduğunuzda çok daha farklı düşünebilirsiniz. Sonuç olarak benim için 10/10 bir kitap olmasa da işlediği konudan ötürü fena olmayan bir romandı.