Bir Soyguncunun Yüzü
Artık yüzün
Yaşlı bir adamın yaşlanmaya başlamış yüzü,
Uzun süredir yolcuların inmediği
Bir hanı andıroyor gözlerin.
Kanlı, akıtan bir sevgiyle örtmüştük yeraltını,
Durgun bir sevgiyle açacağız gökyüzünü,
Senin yüzün
Durgun bir sevginin yıktığı gökyüzü.
Bir boğa getirdim sana,
Soluyan bir boğa değil bu,
Soluk alan bir boğa getirdim sana
Şiirin, güvenin, aşkların,
Sahi, aşkların boğasını,
Çekimser, bekleyen boğasını,
Bu çeşit sıfatların boğasını getirdim.
Aynı boğa, kolunun altından geçen
Tek başına yaşadığın süreyi
Bir bıçağın ucuyla Olympos arasında.
Hadesden kaçırdım onu, bak,
Biraz yaralanmış, biraz zincire vurulmuş,
Senin zincire vurulmuş yüzün
Durgun bir sevginin yıktığı gökyüzü.
Elinin perdeleri iniktir bu akşam,
İki martı kuşunun yerleştirdiği
Senin sigarayı ürkekçe tutan,
Kendi kurban durumunda oluşumuzun inkârı, bunun kendi kurban durumunda oluşumuz karşısında nefret duymamıza yol açması ve başkalarını kurban durumuna sokma eğilimi.
Hiçbir şey istememek. Bekleyecek bir şey kalmayana kadar beklemek. Başıboş gezip, uyumak. Kalabalıkların, sokakların seni sürüklemesine müsaade etmek. Su oluklarını, çitleri, akan suyu takip etmek. Zaman geçirmek. Arzulamamak, alınmamak ya da isyan etmemek.