"Nurten" dedim."Sana bir şey daha söyleyeceğim"
Elimi sıktı Nurten. Sanki bütün gücüyle sıktı. Başparmağıyla okşayarak sıktı. Bir annenin çocuğunu susturuşu gibi tuttu elimi.
"Yeter bildiklerimiz be Ethem" dedi." Çok bilmek iyi değil. Söyleme bilmeyeyim...
"Başka hiçbir şey yapmıyor. Hiç durmadan okuyor"
"Elinden baska iş geldiği yok ."
"Olabilecek en hareketsiz uğraş"
"Tembellik"
Ve en çok da :"yapacağına okuyor "
Ne yapacağıma?
" Yapacak çok daha faydalı nice iş var . Öyle değil mi ?"
Şimdi bile sabahları ,evde kimseler kalmayınca ,komşularım işe gidince mutfak masasına yerleşip saatlerce gazete okurken suçluluk hissediyorum bazen, ev işleri, akşamdan kalan bulaşıkları yıkamak, alışverişe çıkmak, çamaşırları yıkayıp ütülemek, reçel ya da pasta yapacağıma...
Ve en çok da, en çok da! Yazacağıma.
"Ben ne öğrendiysem televizyondan öğrendim.Hep üniversite mezunu insanlar çıkıyor. Oh, açık öğretim gibi. Beni okutmadılar . Ben televizyon mezunuyum .Televizyon olmasa hiçbir evlilik bir seneden uzun sürmez zaten "
Polisiye romanının tercihi olan " cinayeti açıklama,katili iyice sakladıkları sonra, gizli ipuçlarıyla gözler önüne seriverme" akışı Yolpalas Cinayetinin benimsediği akış değil. Tam tersini ileri sürebiliriz: Romancı yalnızca masumiyeti anlatmak istemekte, dahası , katilin " mazlumiyet" ine bizi çekip göturmektedir .
- selim ileri