Tohum ve toprak analojisinden hareketle, erkeğin bebeğin oluşması için gerekli tohumu, kadının ise büyümesi için gerekli toprağı sağladığını ileri süren Delaney(1991), tarım toplumlarında ortaya çıkan bu durumun erkeği tanrı gibi kudretli ve etken, kadını ise edilgen bir pozisyona ittiğinden bahseder. Kandiyoti(1997), kadın cinselliğinin sıkı şekilde denetlendiği ataerkil toplumlarda kadınlığın vazgeçilemez, daimi bir statü olduğunu söyler. Erkekliğin elde edildiği, kadınlığın ise sadece atfedildiği bu sistemde, erkeklik hareketlilik ve devinimi, kadınlık ise pasifliği simgeler. Dolayısıyla, erkek ve kadın cinsleri arasına silinmesi zor bir sınır çizilir.
Ulysses'te James Joyce da kadınlık ve erkekliğe ilişkin bunu anıştıran bir tarif yapar. Babil'de sürekli daha yükseğe ulaşmaya çalışan dolayısıyla tanrıya ulaşmaya çalışan kuleleri, erkekliğin dikey kuleleri diye adlandırır. "Erk gösterisinden taşan bir azamet tasarısı". Yatay büyüme ise (sözgelimi Asma Bahçeler) daha rahim, dişi bir girişim olarak anlatılır.