Selamın aleyküm herkese,
Uzun zaman sonra yeni bir inceleme ile birlikteyiz..
İnsan öyle bir varlıktır ki aynaya baktığında bile başkalarını, başkalarının öğretilerini, tabularını, algılarını görür. Öyle bir hale gelir ki kendini şaşırır, unutur ve zamanla yok olur ve herkesleşir...
Başımıza bir şey geldiğinde özellikle kötü şeyler hep insanları suçlamak, onların üzerine yıkmak ne kolay değil mi?..
Oysa biz değil miyiz ki hatasız olamayan, hatalarından öğrenen, ve hatasız olsaydık Allah'u Teala'nın “Eğer siz günah işlemeseydiniz, Allah sizi helak eder ve yerinize, günah işleyip, peşinden tövbe eden kullar yaratırdı.” (Müslim, Tevbe, 9, 10, 11) dediği bir insanlık değil miyiz bizler..?
Öyleyse neden hep boşluğa bakıyoruz, neden hiç şükretmiyoruz, neden hep şikayet ediyoruz ve neden hiç doymuyoruz..?
İşte kaybolmuş, hep başkalarını suçlayıp, yargılayan bir kadının hayatına giren bir kadının hikayesi. Hayatımıza giren insanlar ya şükür ya kahır olur ya hep, şükğr ettirecek dostlarınız olsun hep..
Olayların anlamı yoktur, olaya anlam veren bizim ona yüklediklerimizdir. Gök gürültüsü, sadece bir sestir fakat küçükken odasında uyurken bu sesle uyanan küçük bir kız için kabus gibi bir sestir. Olayları büyüten de küçülten de bizleriz.
O halde pozitif bakmayı, güzel düşünmeyi, kendimizi sevmeyi, kendimizi acımasız bir hakim gibi yargılamanın bize bir faydası olmadığını fark edip kendimiz için adımlar atmalıyız.
Neden kaç gün olduğunu bilmediğimiz bir hayatı kendimize zindan ediyoruz..?
Ne yaparsak kendimiz için, ne yaparsak en iyisini yapmaya çalışarak yaşarsak, bir benim yapmamla ne olacak demeyi bırakarak adımlar atarsak pişmanlıklarımızı azaltıp masmavi göğe bakınca bir anlam bulabiliriz.
'Bakış açını değiştir, dünyan değişsin.'
Saygılar, sevgiler..
Teşekkürler :)