Onur Biçer

Onur Biçer
@Tolkien_
Kitap içerikleri paylaştığım YouTube kanalıma ulaşmak için: youtube.com/@OnurunKitapligi Instagram hesabıma ulaşmak için: instagram.com/onurun_kitaplig...
Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni
Yüksek lisans
İstanbul
İstanbul, 5 Mart 1990
334 okur puanı
Ekim 2020 tarihinde katıldı
Avrupa Folkloru Üzerine Zengin Bir Derleme
9/10
·376 syf.··
2025 13. kitabı
·
19 günde okudu
·
Okunma: 20 Eylül 2025 00:00
Avrupa Hikâyeleri çok renkli bir çalışma. Avrupa halklarının masalları, efsaneleri, halk hikâyeleri, mitleri yani kısacası folklorik unsurları bu kitapta harmanlanmış. Zaman zaman anlatılardaki benzer yönler Türk edebiyatındaki motiflerle de karşılaştırılıyor. Kitaptaki anlatılar, temelde korku unsurlarına odaklanıyor. Önce bölüm bölüm bu korku unsurları hakkında ön bilgi veriliyor, ardından da konu ile ilgili anlatılar sıralanıyor. Sırasıyla cadılar ve bu cadıların türevleri, kara veba, hayalet süvariler, kurt adamlar ve kurtlar, hayaletler, Şeytan’la pazarlık yapanlar ve ruhunu satanlar, doğa ruhları, su ruhları, cüceler, Nordik anlatılar ve son bölümde de Türkler geliyor. Özellikle Türklerle ilgili olarak Avrupa’da anlatılan hikâyeler dikkat çekici. Her bir bölümde, bahsi geçen hikâyelerin hangi bölgeye ait olduğu da verilmiş. Özellikle Avusturya, Almanya, Macaristan, Norveç gibi ülkelere ait anlatılar yoğunlukta iken zaman zaman İrlanda, Hollanda ve İsviçre’yi de görüyoruz. Bunlar dışında tek tük farklı ülkelerden hikâyeler de okuyoruz. Hikâyelerin bazıları için siyah beyaz görseller de eklenmiş. Kitabı okurken hikâyeleri sıkılmadan takip edebiliyorsunuz. Farklı kültürlere ait halk hikâyelerini, masalları, efsaneleri öğrenmek açısından zengin bir derleme olmuş diyebilirim. Özellikle her bölüm öncesi o bölüme konu olan korku unsuru ile ilgili bilgi verilmesi çok faydalı olmuş. Bilmediğim birçok doğaüstü varlık hakkında bilgi edinmekle kalmadım, bu varlıkları araştırarak varlıklar için yapılmış çizimleri de inceledim. Avrupa folklorunu tanımak isteyenler, özellikle de korku anlatılarına ve gotik anlatılara ilgi duyanlar için keyifli bir çalışma olmuş. Yazarın iki hikâye kitabı daha yine Ötüken Neşriyat’tan yayımlanmış. Onları da okumak istiyorum. Bu çalışmayı da
Avrupa HikâyeleriEmrah Ece · Ötüken Neşriyat · 202427 okunma
Reklam

Onur Biçer

, bir kitap okudu
9/10
·376 syf.··
19 günde okudu
·
Okunma: 20 Eylül 2025 00:00
·
2025 13. kitabı
Emrah Ece
9/10 · 27 okunma
Define'nin Devamı: Kan Damlası
7/10
·88 syf.··
2025 11. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 31 Temmuz 2025 18:27
Kan Damlası, Define’ye göre biraz daha kısa bir roman. Bu romanda Define’de olduğu gibi günlük mantığı yok. Her bölümün kendi başlığı var ve anlatıcı ilk romanda olduğu gibi kahramanın kendisi, yani Şakir Feyzi değildir. İlk roman kahraman bakış açısıyla, ikinci roman ilahi bakış açısıyla yazılmıştır. Kan Damlası, 1926 Eylül-1927 Kasım tarihleri arasında Sevimli Ay’da tefrika edildikten sonra 1928’de kitap olarak basılmış. Define’de gizli saklı bir paranın aranması söz konusuyken Kan Damlası, bazı cinayetler üzerine kurulmuş bir romandır. Romanlar birbirinin devamı olmakla birlikte devam romanının daha sert ve gizemli bir olay örgüsüne sahip olduğunu söylemek mümkündür. Aynı zamanda Define ile Kan Damlası arasında 5 yıllık bir zaman dilimi vardır. Kan Damlası, Define’de yaşanan olayların 5 yıl kadar sonrasından başlar ve devam eder. Ben, kitabı günümüz Türkçesine uyarlayan hocamız gibi tat kaçıran şeyler söylemek istemiyorum. Zira kendisi Kan Damlası’nın ‘‘Sunuş’’ bölümünde cinayete kurban gidenlerin isimlerinden tutun da romanın nasıl sonlanacağına kadar her şeyi anlatmış. O sebeple Define’nin sunuş bölümünü okuyun ama Kan Damlası’nın sunuş bölümünü romanı bitirdikten sonra okuyun. Kaldı ki bu sunuşta da kayda değer hiçbir şey yok, olmasa da olurmuş. Romanların olay örgüsü merak uyandırıcı olmakla beraber teknik bakımdan kusurlu olduğunu söyleyebiliriz. Olayların birden gerçekleşmesi, dönemin polisiye romanlarında klişe olarak karşımıza çıkan bazı detaylar, neden-sonuç ilişkilerinin zayıflığı, rastlantılar, iyilerle kötülerin tip özelliği göstermesi derken epey kusur tespit edilebilir. Özellikle Kan Damlası’nda ortaya çıkan yeni kahramanımız Müfettiş Hayret, dönemin polisiye romanlarında olmazsa olmaz bir polis hafiyesi tiplemesidir. Romana renk kattığını
Kan DamlasıMehmet Rauf · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20252,040 okunma
Mehmet Rauf'un ilk polisiye romanı
7/10
·104 syf.··
2025 10. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 28 Temmuz 2025 00:00
Mehmet Rauf’un ilk polisiye romanı olan Define’de, Doktor Şakir Feyzi’nin bir mirasın ya da -kitabın adında olduğu gibi- bir definenin bulunmasıyla ilgili başından geçen maceralara yer verir. Bu define, bulunması hayli zor, bilmecelerle gizlenmiş bir define olup Sherlock Holmes ve Arsen Lüpen okumaya bayılan kahramanımız Şakir Feyzi için bir eğlence olarak görülür. Daha sonrasında bu eğlence biraz şekil değiştirecek, işler onun sandığı kadar kolay olmayacaktır. Define, 1927 yılında yayımlanmış bir roman. Mehmet Rauf’un Servetifünun Dönemi yazarlarından olduğu düşünülürse bu iki kitaplık seride göstermiş olduğu tutumun kendi sanat anlayışından farklı olduğunu söyleyebiliriz. Servetifünun Dönemi’nde düzyazıda daha sanatlı, süslü bir üslup benimsenirken konu olarak da aşk, hayal kırıklığı, karamsarlık, aile içi çatışmalar ön plandadır. Bu polisiyelerin yazdığı tarih göz önünde bulundurulursa Servetifünun Dönemi’nin (1896-1901) hayli uzak kaldığı düşünülebilir. Bununla beraber yazarın sanat anlayışının dönem geride kalsa da değiştiğini söylemek pek mümkün değildir. Okuduğumuz baskılar her ne kadar günümüz Türkçesine uyarlanmış olsa da pek fazla değişiklik yapılmamış. Zaten değişikliğe ihtiyaç duyulacak bir dil ağırlığı da yok. Bu diziden çıkan kitaplar günümüz Türkçesine uyarlandığı için az da olsa anlaşılmayacak kelimeler gözden geçirilmiş, bazı dipnotlarla kitap zenginleştirilmiş diyebiliriz. Romanın olay örgüsüyle alakalı hiçbir şey söyleme niyetinde değilim. Olayın ön planda olduğu, bazı karakterler hariç pek derinlikli bir kişi kadrosunun olmadığı, klasik bir polisiye diyebilirim. Romanda mekân olarak İstanbul’un çeşitli semtlerini görüyoruz. 1920’lerin İstanbul’unda âdeta geziniyoruz. İlk roman olan Define, Şakir Feyzi’nin günlüğü olarak kurgulanmış. Aslında biz
DefineMehmet Rauf · İş Bankası Kültür Yayınları · 20223,316 okunma
Roman Hakkındaki Eleştirilere Bir Eleştiri
Bu arada incelemeyi yazdıktan sonra okur yorumlarına bir göz attım. Beğenmeyen, yerden yere vuran, roman bile olmadığını söyleyip zaman kaybı diyenler olmuş. İlk kez Murakami okuyorsanız bunların hepsi makul eleştiriler olabilir ancak gördüğüm kadarıyla Murakami'yi daha önce okuyup yazarı önceki romanlarıyla kıyaslayanlar vardı. Murakami tam olarak bu. Haşlanmış Harikalar Diyarı ve Dünyanın Sonu'nu okumadan bu romanı okuyanlar belki biraz bocalamış olabilir ancak ne bileyim, yazarın kurgusuna saçma demek de bana saçma geldi. Kurgu saçma da olabilir, söz konusu Murakami ise zaten farklı bir kurgu, konu çok normal karşılanmalı diye düşünüyorum. Kompleks bir anlatım var, konu zaten hayal-gerçek arasında gidip geliyor. Bu, Sahilde Kafka'da da böyleydi, Kumandanı Öldürmek'te de böyleydi hatta ve hatta Zemberekkuşu'nun Güncesi'nde de böyleydi. Yani sürpriz bir şey yok. Yine Murakami'nin belli şeylere takıntılı olduğu iddia edilmiş. Sizin takıntı dediğiniz şey yazarın üslubunu, roman karakteristiğini oluşturuyor. Edebiyat da böyle bir şey değil mi zaten? Her romanında aynı unsurları görmek eleştirilebilir fakat bunları nasıl ele aldığı da önemli. Benim bu roman özelinde en net eleştirim, fazla uzatılmış olmasıydı. Yazar son sözde bunun bir novelladan hareketle romanlaştırıldığını söylemiş. İlk bölümü yazdıktan sonra kısa gelmiş, devam etmiş. Belki de hâlihazırda bu novella üzerinden gitmekte inat etmese ortaya daha sade ama derinlikli bir roman da çıkabilirmiş. Ezcümle 3 puan verilecek bir roman değil. Murakami'nin edebî derinliğini 10 sene önce onu ilk okuduğumda da tartışmaya açık olarak değerlendirmiştim, benim için hâlâ öyle. Keyifli vakit geçirmek, kafa dağıtmak için birebir. Sürrealist bir yazar için ele aldığı konuya saçma demek epey komik bir yaklaşım.

Onur Biçer

@Tolkien_
·
Murakami'nin 45 Yıllık Hayalî Şehri
Şehir ve Belirsiz Duvarları, Murakami’nin Türkçeye çevrilen son romanı. Daha ilk sayfalardan itibaren ben burada anlatılan şehri bir yerlerden hatırlıyorum hissi başlamıştı. Çok geçmeden bu gerçeküstü şehrin, yine Murakami’nin Haşlanmış Harikalar Diyarı ve Dünyanın Sonu romanındaki şehir olduğunu anladım. Zaten o romanı okumuş olan herkes, ilk sayfalardan bunu anlamıştır. Murakami, romanlarına normalde pek ön söz ya da son söz yazmaz. Bu romanda ise bir son söz mevcut. Sona gelip de bu son sözü okuduğumda keşke bunu ön söz olarak yazsaymış dedim. Bu romanı okurken ister istemez aklım sürekli Haşlanmış Harikalar Diyarı ve Dünyanın Sonu’na gitti. Romanı okurken bu bir devam romanı mıydı, Murakami neden aynı mekâna bağlı bir kurgu üzerinde ilerlemiş diye kendi kendime sorup durdum. Son sözde bunların hepsi açıklık kazandı. Aslında Murakami’nin, 1980 yılında dönemin bir edebiyat dergisinde Şehir ve Belirsiz Duvarları adıyla bir novellası (uzun hikâyesi) yayımlanmış. O zamanlar bu hikâyesini yayımlattığına pişman olmuş ve bu hikâyeyi geliştirerek romanlaştırmak istemiş. Bu isteğini uzunca bir süre gerçekleştirememiş ve bu durum kendisini çok rahatsız etmiş. Hatta kendi ifadesiyle bu romanı tamamlayamamak tıpkı boğazıma takılmış balık kılçığı gibi rahatsız ediciydi diyor. Bu romanı tamamlamadan önce bu niyetle 1985 yılında yazıp yine aynı yıl yayımlattığı Haşlanmış Harikalar Diyarı ve Dünyanın Sonu çıkmış ortaya. Orada anlatılan şehir, işte o novellada yer bulan şehirdir. Bu romanı da işte bu novellasına bir cevap olarak düşünmüş fakat bu cevap da Murakami’ye yetmemiş. Başka bir cevap aramış ve sonunda o uzun hikâyesini baştan yazarak roman hâline getirmiş. Romanı pandemi döneminde, 2020’de yazmaya başlamış ve 3 yıla yakın bir sürede tamamlamış. Sonuç olarak ortaya bu
Reklam