Acını ödünç ver bana, gözyaşlarını... Damarlarında uyuyan sevinci ödünç ver. Yitirdim çünkü onları da...
İlenmiyorum, el çırpmıyorum artık.
Ne aklımda yaşadıklarım üstüne düşünceler Ne de geleceğime dair bir tasa.
Gelirken çan çalmıyor yalnızlık.
Bir adam, bir sokak, bir ev...
Yüzle, gülüşler, susuşlar boyunca.
Sorular sormak için geldim şu dünyaya
Yasım acıların yasıdır.
Boynumu üzgün bir çiçek gibi kırıp da
Yollara düştüğümde, başımda deniz köpüklerinden,
Ya da sabah yellerinden bir taçla
Yürüdüğüme inanırdım - yanılırdım.
Geceyi günle, acıyı sevinçle kardığım
Bu söylencenin bir yerinde durakladım
Ve anlatamadım, konuşamadım bir daha.
Bu rüzgâr dağların kokusunu getirmiyor
Bu bulutlar tutsak daracık bir gökyüzüne…
Akşam güven vermiyor, sabahın sevinci yok
Ne güleç bir yüz ne hareli bir merhaba
Herkes sırtıyla konuşuyor birbiriyle…
Olur mu anımsamamak Onaltıncı Louis'yi
14 Temmuz 1789 akşamı, Louis,
Şöyle yazmamış mıydı defterine:
"Bugün kayda değer bir şey yok.."
"Kehanet" adlı kısacık bir şiir buldum.
Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
Cemal Süreya