Şimdi bu kitaba kallavi bir eleştiri döşemek vardı ama elime aldığım gibi bitirmenin heyecanıyla içimden geldiği gibi yazıyorum. En son galiba Yılanı Öldürseler kitabını okurken bu kadar daralmıştım. Kitap beni boğup boğup duvara attı. Kayda alınmış bir kazayı sonradan izlemek gibi. Nihai sonu biliyorsunuz ama nasıl olmuş neler olmuş diye izlemeye devam ediyor, gözlerinizi alamıyorsunuz. 100 sayfalık bir kitapta alternatif son bile var, daha ne olsun. Kitap akıcı mı? Evet akıcı elimden bırakamadan başladığım gibi bitirdim. Edebi yönden güçlü mü? Seray Şahiner işinin ehli. Ama bu kitabı önerir misin derseniz, herkese tavsiye etmem. Yüreği kaldıran okusun.
Bazı kapıların sadece içerden açıldığını söylerler. Kalp de bu kapılardan biridir. Birinin kalbine zorla giremezsiniz, onun kapıyı açmasını ve sizi içeri davet etmesini beklemek zorundasınız. İşte bu kitap da herkes tarafından kapının dışında bırakılan bir adam hakkında. Savaştan dönen ve ardında bıraktığı şeyleri ve kimseleri bıraktığı gibi bulamayan bir adam, hayatta kalmak için bir neden arıyor, birine tutunmaya çalışıyor. Başlarını yazım tarzı olarak Godo'ya benzetsem de ilerleyen sayfalarda, bölünmüş kişiliği ile diyalogları ve yalnızlığın vücut bulmuş olarak karakterlere bürünmesi bana Oğuz Atay ve Kafka'yı anımsattı. Kısacık bir romana milyonlarca duygu sığdırmış, hafızanızdan silinmeyecek bir anlatı.
Kapıların DışındaWolfgang Borchert
Kişisel gelişim kitaplarına oldukça mesafeli biri olarak bu kitaptan tam olarak ne bekleyeceğimi ya da sevip sevmeyeceğimi bilmeden başladım bu kitaba. Lise yıllarımda -ki okuma konusunda dört nala koştuğum bir dönemdi- "NLP" ve "Duygusal Zeka" gibi kavramların popülerleşmesiyle kitap okuyan kitle olarak kendimizi bir kişisel gelişim havuzunda boğulurken bulduk. Bu nedenle 15-20 yıldır bu kitaplarla mesafemi koruyorum. Bu kitabı sevmemin nedeni zannediyorum dilinin naifliğiydi. Okuduğum onlarca didaktik kişisel gelişim kitabından sonra bu dil bana sakin ve dinlendirici geldi. Sabahları güne başlamadan birkaç sayfa okumanın bende meditatif bir etki yarattığını fark ettim. İçindekiler asla duymadığımız çok fark yaratan fikirler değil ama bu satırları okumak bana kendimi iyi hissettirdi. Bazen ihtiyacımız olan şey tanımadığımız birinin, bizi yargılamadan şefkatle kulağımıza -zaten biliyor olsak bile- başarabileceğimizi söylemesidir. Bunu sadece duymak bile kendinizi iyi hissettirebilir. Bu kitabı alışkanlık kazanmak için dikkatlice okuyup hayatınıza uygulamaya çalışabilirsiniz. Herkesin bir kitaptan beklentisi ve aldıkları farklıdır. Ama her ne niyetle okuyacaksanız da sizi hayal kırıklığına uğratacağını sanmıyorum.
@bidunyakitapgrubu1
Atomik AlışkanlıklarJames Clear
Barış Müstecaplıoğlu artık ismini duyduğum anda her kitabını okuyacağım bir yazar oldu. Ahtapotun Rüyası, Türk edebiyatından okuduğum en iyi kitaplardan biriydi. Deyim yerindeyse tam anlamıyla büyülendim (galiba tekrar okuyacağım:) Bu kitap özelinde birçok türü mükemmel bir şekilde harmanladığını, hikayenin evrilişini ve yavaş yavaş taşların yerine oturarak pazılın tamamlanışını hayranlıkla izledim. Osmanlı döneminde geçen fantastik ya da daha çok mistik bir hikaye ile distopik bir gelecekte geçen bir polisiye müthiş bir plot twistle bağlanıyor. Edebiyat bambaşka bir sanattır fakat, Barış beyin kurgularının kesinlikle beyaz perdeye aktarılması gerektiğini düşünüyorum. Sıcak Kafa'nın ekrana uyarlanmasının ardından Barış Müstecaplıoğlu'nu da keşfetmelerini umuyorum. Kesinlikle keşfedilmesi gereken bir yazar. Osmanlı CadısıBarış Müstecaplıoğlu
Bu kitap derleme bilim kurgu öykülerinden oluşuyor. Birçoğu edebi ve felsefi yönden de doyurucu olan bu öyküler; tıpkı Netflix'te yayınlanan bir bilim kurgu dizisinin ilk bölümünü izliyormuşsunuz hissi yaratıyor. Kurgulanan bütün evrenler ve tüm yazarların dili oldukça ilgi çekici, ilk cümlelerden kendinizi o evrenin içinde hissediyorsunuz ve hiç yabancılık çekmiyorsunuz. Asimov tarzı bilim kurgu sevenlere şiddetle tavsiye ederim. Silsile: Bilimkurgu Öyküleri