Kıskanmak, aslında benim dizi sayesinde tanıdığım bir roman oldu. Ancak romanı okuduğumda diziden bambaşka bir hikaye karşıma çıktı. Dizinin hayranlarından biriyken senaryonun asıl konudan sapması üzerine diziye karşı son bölümlerde motivasyonumu kaybetmiştim.
Hikaye ile haliyle dizi üzerinden tanışmış biri olarak ben dizideki gibi kitapta da Seniha’nın iç dünyasını baskın bekliyordum.Ama kitap daha çok Mükerrem ve Nüzhet’in ilişkisi odaklı ilerliyor. Seniha’nın annesinin tavırlarından ötürü küçük yaştan beri kendisinden 7 yaş büyük ağabeyini kıskandığına anca son sayfalarda yer verilmiş.
Kitabı okurken tesadüfen aynı adlı Zeki Demirkubuz’un filmi olduğunu görünce hemen onu da izledim. Bu üçleme içinde en zayıfının film olduğu düşüncesindeyim. Filmin akışı çok yavaş ve cast seçimi oldukça zayıftı.
Kitaba geri dönecek olursak eski dilde ifadeler olsa da anlatımı akıcı buldum. Seniha karakterinin ağabeyine beslediği karmaşık duyguları baskın olarak veriliyor. Ağabeyinin acınası görünmesinden bedbaht halinden yer yer keyif alıyor, yer yer de ona üzülüp yardım etmek istiyor. Aslında Mükerrem ile Nüzhet’in gönül ilişkisine sırf ağabeyinden intikam almak için destek veren Seniha’nın bazı bölümlerde de ağabeyini savunduğunu ve ona arka çıktığını görüyoruz. Seniha aslında yıllardır adaletsizliğe uğradığı ve kendisi hep düşkün durumda kaldığından sürekli ağabeyi ile rekabet halinde bir tavır sergiliyor. Ona karşı maddi ve manevi üstünlüğü elinde bulundurduğu sürece Seniha ağabeyinin de kötülüğünü istemiyor gibi geldi bana. Yılların açığını kapamak istiyor diyebiliriz. Yine de karakter bende sempati uyandırmadı açıkçası. Göz göre göre bir cinayetin azmettiricisi olması, cinayet sonrasında da hiçbir pişmanlık ve üzüntü yaşamaması onun kıskançlığının boyutlarının ne derece
Sallinger’in Çavdar Tarlasında Çocuklar’ı aslında çok karşıt görüşlere sahip tartışmalı bir kitaptır.Sevme nedenlerimden biri de belki budur.Holden çok hayatın içinden, bizim hezeyanlarımıza, kaygılarımıza ve boşvermişliklerimize sahip bir karakter. Yazarın anlatımı sayesinde Holden’ın kafasının içinde buluyoruz kendimizi. Holden aslında 15 yaşında ama kendini 13 yaşında hissediyor, yetişkin dünyanın sahteliğinden şikayet ediyor, ölen kız kardeşinin yasını tutuyor, çocukların ve hayvanların masumiyetine hayranlıkla bakıyor, Jane’in satranç tahtasına piyonları dizişini aklında tutuyor, her ne kadar okumayı, çalışmayı sevmese de bir kompozisyon yazabiliyor. Yazarın anlatımında evet derin bir edebiyat dili yok, hatta oldukça fazla argo ifade de var. Ama bunlar bence anlatım dilini daha da samimi kılmış.Ben kitabı çok sevenler tarafından sesleniyorum, ve okunmasını tavsiye ediyorum.