Giriş Yap
Tengrigens
@Tukue
“Tarih, bir anlamda halkların kutsal kitabıdır.” M.İ. Karamzin Her akl-ı selim okuyucuya örnek olması dileğiyle! #171483220
Mos dha
2652 okur puanı
16 Nis 2019 tarihinde katıldı
Tanıdığın kimse takip etmiyor
Ortak okuduğunuz kitap bulunmuyor
255 syf.
Bir kitap okudum tarihe bakışım değişti
Üniversite 1. sınıfta değerli hocam
Serkan Acar
'ın "Bu kitabı mutlaka okuyun," diye diye başımızın etini yediği, ama ders puanlama mantığı, yapılan zorla baskı ve vizyonsuzluğum yüzünden okumayı erteleyip, aklımda yer etmiş kitaptır. Açıkçası o zaman okumadığım için pişman değilim, çünkü şu an okuduğum keyfi alamayacak ve alan bilgisi eksikliğim yüzünden tarihe gerekli olan akademik bakış açısını muhtemelen kazanamayacaktım. Kitabı okuduktan sonra hocamın ne kadar değerli bir tarihçi olduğunu bir kez daha anladım. Kısacası bir üniversitenin Tarih Bölümünde metodoloji eğitiminde bir tarihçinin bu kitabı ders kitabı olarak kullanılıyorsa bilin ki orada nispeten iyi bir tarih eğitimi veriliyordur. Kitabın saçma kapağına baktığınızda "Aa! ne güzel Mısır'ı anlatacak" diyebilirsiniz. Böyle olmadığını, kitabın asıl amacının Tarih Metodolojisini (Tarih yöntembilimi) anlattığını görünce üzülebilirsiniz. Kitap Edward Hallett Carr'ın çeşitli eğitim kurumlarında verdiği konferanslarındaki makalelerin derlenmesiyle oluşan bir yöntembilim kitabıdır (Tarih lisans eğitimi olmayan birinin elinden çıkan gerçekten başarılı bir yapıt). Kitap, Tarihi inşa üzerine durmaktadır. Tarih aynı şeylerden mi oluşur? Tarihte nesnellik mümkün müdür? Tarihten ders çıkarılabilir mi? bu soruları sorarken, Tarih'in bir bilim olarak nasıl temellendirileceğini göstermeyi amaçlar. Carr, tarih yazanın kabulleri, görme biçimi ve kültürel kimliğinin tarih karşılaşmasında indirgemeci ve seçici olabileceği üzerinde durarak, yapısalcılık eleştirisi yapmış, bütünlükçü bir tahlil anlayışının eksikliğinden yakınmıştır. Realistleri ve ütopyacıları eleştirir. Realistler sadece var olanı tespit etmekte ama onun olması gereken noktasına çözüm üretmemektedir. Ütopistler ise sadece olması gerekenin altını çizerken gerçekçi yaklaşmamaktadırlar. İşte bu noktada Carr, gerçekçilik ve ütopyacılık arasındaki ilişkinin dinamik ve diyalektik olduğunu savunmaktadır. Uluslararası ilişkiler ancak bu şekilde daha iyi hale getirilebileceğini düşüncesini savunur. Yani Carr bize araştıranın (insan) araştırdığıyla (insan) aynı kökene sahip olmasındaki çıkmaz üzerine sonu gelmez tartışmaları felsefi bir şekilde düşündürtmektedir. Ders kitabı olarak okutulmasa herkesin çok sevebileceği kitap. Tarihle yakından ilgili olmayanlar için dili biraz ağır felsefi dil kullanılıyor olmasından dolayı sıkılabilirsiniz. Bundan sonra biraz incelemenin dışına çıkacağım, çünkü bu incelemenin bir kısmını ünlü akademisyenler, yazarlar, düşünürler tarafından "Tarih nedir?" tanımının yapıldığı tarih tanım koleksiyonuma yer vereceğim. “Tarih nedir?” sorusuna yanıt ararken, genel kabul görmüş tek bir tarih tanımı olmadığını belirtmek gerekir. Çünkü tarihin çalışma alanı sınır tanımadan genişlemekte ama bu bilimin tanımı ve işlevi konusunda tarihçiler arasında bir görüş birliğine varılamamaktadır. Bu yüzden, Batı dillerinde kökenini İbranice “araştırılmış haber” anlamına gelen “istoria” sözcüğünden alan tarihin günümüze kadar birçok tarihçi tarafından farklı ve hatta bazen birbirine fazla benzemeyen tanımı yapılmıştır. "Tarih bugün ile geçmiş arasında bitmez bir diyalog." "Tarih doğrulanmış olgular kümesidir.”
Edward Hallett Carr
“Tarih geçmişin ve bugünün incelenmesidir.”
Lucien Febvre
“Tarih, zaman içinde insanların ilmidir.”
Marc Bloch
"Tarih, çevremizi saran ve bizi meşgul eden bugünün kaygı, sıkıntı ve sorunları adına geçmiş zamanların sorgulanmasından başka bir şey değildir."
Fernand Braudel
"İnceleyeceği çağın insanının kimliğine bürünmektir."
John Tosh
"Anlatısı delillere dayanmalıdır."
Michael Stanford
“Tarih hafızaya bir yük değil, ruhun aydınlanmasıdır.”
Lord Acton
"Geçmiş, hayatın bir tekamülü olarak gelecek hakkında düşünmeyi sağlar."
Zeki Velidi Togan
"Tarih, bir olayın tarihini bilmek değil, olayları değerlendirmek ve ders almaktır.”
Ahmed Cevdet Paşa
“Görünür âlemde zuhura gelmiş olup geçen günlerin tecrübesiyle öğrenilen hadiselerin bilinmesi.”
Ahmet Vefik Paşa
“Tarih, coğrafyanın dördüncü boyutudur, ona zaman mana verir.”
Hendrik Willem Van Loon
“Tarihin en çekici ve esrarengiz tarafı, değişen çağlarla birlikte her şeyin tamamen farklılaşması, fakat hiçbir şeyin değişmemesidir.”
Aldous Huxley
"Tarih, tarihçilerin yaşantısıdır. Tarihçiden başkası onu 'yapamaz': Tarihi yapmanın tek yolu, onu yazmaktır." Michael Oakeshott "Tarih istediğimiz her kelimeyi yazabileceğimiz, bir çocuğun harf kutusudur." James Anthony Froude "Tarih bir dönemin öbüründe kayda değer bulduklarının yazımıdır."
Jacob Burckhardt
“Tarih, geçmişi yargılamaktan başka bir şey değildir.”
Alain
“Herkes tarih yapabilir ancak sadece büyük bir adam tarih yazabilir.”
Oscar Wilde
“Tarih, insanın evrimlerinin ve bunların yaptıklarının anlatılmasıdır.” Ernst Bernheim “Tarih, başka başka insanlara ve zamanlara rastlayan vak'aların tekrarlamasından başka bir şey değildir.”
François-René de Chateaubriand
“Tarih, sayısız yaşam öyküsünün özüdür.”
Thomas Carlyle
“Tarih; çoğu hilekâr olan hükümdarlar ve çoğu ahmak olan askerlerin yol açtıkları çoğu önemsiz olan olayların çoğu asılsız olan hikâyesi.”
Ambrose Bierce
“Tarihten hiçbir şey öğrenilemeyeceğini, tarihten öğreniriz.”
Bernard Shaw
“Büyük adamlar tarihi, tarih de büyük adamların yaptıklarını süslemiştir.”
La Bruyere
"Tarih, üzerinde uzlaşılan yalanlar kümesidir."
Napoleon Bonaparte
“Tarih; okuyana, kendi gözünün görme derecesine göre, yol gösteren bir kılavuzdur.”
Jean-Jacques Rousseau
“Tarih, her şeyin tarihle doğrulanabileceğini doğrulamaktadır.”
Voltaire
“Tarih, insanların düşlerinin en aydınlık olanlarını gerçekleştirmek için giriştikleri, umutsuz bir çabadan başka bir şey değildir.”
Albert Camus
“Tarih çok az insanın yaptığı, geri kalanların da tarla sürdüğü veya su kovaları taşıdığı bir şeydir.”
Yuval Noah Harari
“Tarihi öğrenmeyenler, onu tekrar yaşamak zorunda kalırlar.”
George Santayana
“Tarih, muazzam bir erken uyarma sistemidir.”
Norman Cousins
“Tarih okumak; insanları bilge, şiiri espirili, felsefeyi derin düşünceli, ahlâkı ciddi yapar. Mantık ve belâgatta tartışma niteliği sağlar.”
İbrahim Şinasi
“Tarih, insanlığın öğretmenidir.” Johann Friedrich Herbart “Tarih, yüzyılların tanığı, gerçeğin ışığı, yaşamın efendisi ve geçmişin habercisidir."
Marcus Tullius Cicero
"Geçmişler geleceğe suyun suya benzemesinden daha çok benzer." "Tarih insanın sosyal yaşamının incelenmesi, sosyal yaşamının zaman ve mekânsal sınırları içerisinde anlaşılmasıdır."
İbn-i Haldun
“Tarih, bugün var olan toplumsal ilişkileri yorumlamaya yarayan bir araçtır.”
John Dewey
“Tarih zamanların ışığı, olayların hazinesi, gerçeklerin tanığı, iyi nasihatlerin ve tedbirin kaynağı, davranışın ve adaletin kaidesidir.”
Montesquieu
“Tarih, büyük adamların değil, toplumsal sınıfların arasındaki savaşın anlatımıdır.”
Karl Marx
"Geçmişi yargılamak, gelecek çağların yararı için bugüne yol göstermek gibi yüce bir görevi tarih üstlenemez. Tarih yalnızca ne olduysa (nasılsa) onu öyle göstermek ister."
Leopold Von Ranke
"Nasıl haşhaş, eroin müptelalığının ham maddesiyse, tarih de milliyetçi, etnik ya da fundamentalist ideolojilerin ham maddesidir."
Eric J. Hobsbawm
“Geçmişini bilmeyen, yani kendini tanımayan bir toplum, tıpkı hafızasını kaybetmiş, akıntıya kapılmış gibidir.”
Mübahat Kütükoğlu
"Tarih, bize önceden görme imkânı pek vermez, fakat zihnin bağımsızlığı ile ortak olduğundan bizim daha iyi görmemize yardım edebilir."
Paul Valery
“Tarih, geçmişten bize ulaşan günümüzde ortaya çıkan tenkitçi ve yorumcu bir anlayışıyla incelenen kalıntılardır.” Frederick Jackson Turner “Her tarih çağdaş tarihtir ve her tarih eseri bir anlamda yazıldığı zamanı anlatır."
Benedetto Croce
"Tarih, yavaş yavaş birbirleriyle rekabet eden iddia ve karşı iddialardan oluşan bir bataklık." Peter Novick “İnsanı insan yapan tarihe sahip olması değil, kendi tarihinden bir şeyler öğrenebilmesidir.”
Carl Friedrich von Weizsäcker
"Hafıza yoksa kimlik yoktur; kimlik yoksa ulus yoktur."
Anthony D. Smith
"Tarihi yapan akıl, mantık, muhakeme değil, belki bunlardan ziyade duygulardır."
Mustafa Kemal Atatürk
"Geçmişi biz ancak başkasının aracılığı sayesinde tanımaktayız."
Leon Halkin
"Tarih, kainatın vicdanıdır."
Ömer Hayyam
“Geçmişte meydana gelen olaylar hakkındaki belgelerin verileridir."
Will Durant
“İnsanların yaptıklarının zamanla sönüp gitmemesi."
Herodotos
“Tarih, bir anlamda halkların kutsal kitabıdır.” M.İ. Karamzin “Tarihten nefret etmiyorsun, lisede sana öğretilme şeklinden nefret ediyorsun.”
Stephen E. Ambrose
Görüleceği üzere tarihin tanımı hakkında birçok farklı yorum olsa da “geçmiş” kavramının tarihin vazgeçilmez unsuru olduğu açıktır. Benim için ise tarih; kavimlerin hayatta kalma yarışında başarılı olmak ve öne geçmek için dövüştükleri ve bunu da benliklerini koruyarak yapmak zorunda oldukları bir arenadır. Peki sizin için Tarih nedir?
·
3 yorumun tümünü gör
Reklam
487 syf.
İki gönül arasındaki en kısa yol, penistir
Propaganda romanı yazarı, cinsel despotizm kuramcısı, azgın özgürlük için deliren, zincire vurulmuş arzularının esiri filozof… Toplumda her siki yiyip de ahlak abidesi kesilenlerin kirli çamaşırlarını ortaya seren sert pornografi yazarı
Marquis de Sade
Yaşadığı dönemin eleştirisini en düzgün yapmış adamlardan biri. Yazdıklarını sapıklık olarak okumak mümkündür, ama tersi de düşünülmelidir. Pek severim kendisini. Hayal gücünde sınırsız adam. Aslında söylemek istediklerini yarattığı karakterlerle anlatmış hem edebiyatçı hem filozof. Romanlarında karşılaşılan karakterler sanki Sade’ın ağzından konuşur, sanki o dönemin Fransası’nın bütün yaptıklarını gözler önüne serer. Eserlerinde yer almasının dönem büyükleri içinde yarattığı görünüşte tiksinti, hayatının çoğunu özgürlüğünden feda ederek geçirmesine yol açmıştır. Sade sadece o zamanın toplumunda olan herkesin bildigi ama kimsenin konuşmadığı her türlü eğilim ve sapkınlığı (ya da değil) dürüstçe söylemeyi başarabilmiş bir filozof değil, aynı zamanda dönemini doğru yorumlamayı başarmış yanlış anlaşılmış bir edebiyatçıdır. Doğru yorumlamıştır çünkü; her türlü erdemsizliğin döndüğü soylu ve ruhban sınıfının sözde erdemli -içte ahlaksız- ezici ve umursamaz hayatlarıyla elde ettikleri tüm başarı ve servetleri aslında erdemsizliklerinin bir başarısıdır ve Sade bunu dönemin etik yargılarına rağmen anlatabilmiştir. Her ne kadar yaşamının büyük bir kısmı kapalı duvarlar içinde geçse de aslında yazdıkları onu özgür kılmıştır. Vurgu, o dönemde bu tür sapkınlık ya da erdemsizliklerin sadece halk için geçerli olduğu ancak soyluların bunlarda ayrıcalıklı sayıldığındadır. Sade’ın diğer soylulardan farkı ise sadece bunları yaşaması değil aynı zamanda anlatması olmuştur. Eseri gelirsek, Sade bu eserde bir şatoya kapanmış dört soylu kişinin her gün dozu artacak şekilde çıplaklık, cinsellik, tanrıya hakaret, tanrıya hakareti cinsellikle; İğrençliği cinsellikle; işkence ve cinayeti cinsellikle; bütün ahlak ve değerleri cinsellikle uzlaştırma, ters ilişki, etik değerleri aşağılamak, iğrençlik, etik değerleri ve toplumsal değerleri yargılamak, işkence ve cinayet, tabuların tamamını yok etmek ve de sonunda istemsizce yepyeni tabulara sahip olacak şekilde vurguluyor. Kitaptaki dört ana karakter kendi tabirleriyle sapkınlıkta o denli ilerlemişler ve toplumun tabularını o denli yıkmışlardır ki özgürleştikleri yanılsamasına kapılmışlardır. Lakin sonuç yine aynıdır. Zira bu sefer de eskiden kaçındıkları, toplumda normal olarak addedilen davranış ve eylemler kendileri için bir tabu haline gelmiştir. artık ensest bir tabu olmayıp bu tabunun yerini normal ilişki almıştır. Sade bu kitabı yazarken anlatımını oldukça bayıcı yapmıştır. okunması oldukça zordur, çünkü akıcı bir anlatımı yoktur. Okuyacak olan kişi için bir acıdır, işkencedir ve bunu sade'ın bilerek kasti olarak yaptığını düşünüyorum. Mesela işkencelerin olduğu taraflarda anlatım öylesine sıkıcıdır ki genelde bırakırsınız. Sade aslında burada acıyı seyretmenin zevkini anlatmaya çalışır. Kişi, anlatıma rağmen sırf acının kendisini seyrederken zevk alacaktır ve aynı zamanda anlatımdan dolayı acı çekecektir. Bana göre sade yorumlarken yapılan en büyük yanlış; gidip iğrençlikler yapın, kötülükler yapın, insanlara zarar verin, aşırı uçta seks fantezilerinizi meydanlarda gerçekleştirin falan diyormuş gibi algılanması. Zaten içten içe bunları yapmak arzusunda olduğumuzu, kapalı kapılar ardında her türlü şeyi yaptığımızı, cinsellikten utanıyormuş ve ayıpmış gibi gözüküp iç dünyamızda dehşet fanteziler taşıdığımızı ve tüm buna benzer şeylerin bünyemizde yer almasına rağmen cinsellik hakkında konuşan insanlara "ahlaksız" diyor oluşumuzu fakat gerçek ahlaksızlıklara pek de ses çıkarmadığımızı anlatıyor, daha doğrusu eleştiriyor... Kısacası pislik olduğumuzu söylüyor. Bir yerde kabul etmek gerekiyor. Sevgilisine grup seks teklif edip yattığı hayat kadınlarıyla olan münasebetlerini anlatabilecek potansiyelde biri çok rahatça iyi ve ahlaklı rolü yapabiliyor. Fakat Sade, bu insanlara kızmıyor, çünkü istisnalar hariç hepimiz böyleyiz. Seks sırasında kadının saçını çeken, poposuna şaplak vuran erkekler ve bundan zevk alan kadınlar sado mazo duyguların esiridir ve bunun aksi nadiren görülür. O çok ahlaklı -fetişist- herif, tatlış tatlış konuştuğu kıza seks esnasında yapmadığını bırakmaz, ama sorsan seks çok romantik bir olaydır... Peygamber efendisi "hayvanlar gibi cima etmeyin" diyen pek namuslu dindar kadın, kusana kadar gırtlak yapar "bana orospum de" gibi telkinler verir. Porno sitelerinde en çok izlenen kategorilerin teen - milf - ensest ve çoğunun hard düzeyde olması tesadüf mü? Yapılan yorumlardan bir diğer büyük yanlış kadın düşmanlığıdır. Çünkü Sade eserlerinde şiddet ve sapkınlıklara maruz kalanlar hep kadın karakterlerdir. Ama burda da vurgu aslında o dönemde kadının daha birey kabul edilmediğinde olmalıdır. Özellikle cinsel kimlik açısından. Öyle ki kadın bedeni en büyük günahlarla özdeşleştirilmiştir. Evlilikte dahi çocuk yapmak dışında ilişkiye girmek günahtır, ahlaksızlıktır. Böyle bir ortamda Sade’ın en büyük darbesi ve eleştirdiği en büyük yasak ve günahların giydirildiği kadın bedeni ve cinselliği olmuştur. Erdem, ahlak kavramları kadında daha çok arandığından o da bunu kadın karakterler üzerinden işlemeyi tercih etmiş. Sade tanrıyı da yoksayar. Ama tanrıyı tamamen görmezden gelmez. Karakterleri yadsımaktan çok tanrıya saldırır. Çünkü o'nun tanrı konusundaki düşüncesi daha çok insanı ezen ve yoksayan cani bir tanrı düşüncesidir. Madem dinler tanrının öldürme lüksü için vardır, insan neden erdemli olmak zorundadır? Eğer tanrı öldürüyor, görmezden geliyor, yoksuyorsa; insan neden benzerlerini öldürmemelidir ki? Cinayet de meşrudur. Öyleyse, işkence de, sapkın arzular da. Gerçekçi olmak gerekirse Sade bu yazıları yazarken dürüsttür. Çoğu zaman kendi hayatından parçalar da eserin içine az ya da cok girmiştir (hayatından ne derece parçalar sunduğunu kanıtlayamayız tabii ki), ve bu yönüyle kendi yediği haltları reddetmeyerek de dürüstlüğünün hakkını verse de bu yediği haltları çoğu zaman yüceltmesi insanı düşündürmeye sevk ediyor. Kitabın edebi yönü zayıf olmakla birlikte -ki kendisinin de olağanüstü bir edebiyatçı olma iddiası yoktur- düşünceleri ve tespitleri bakımından aykırı derecede şaşırtıcı bir zeka ve yeteneğe sahip olduğunu düşündüğüm eseridir. Hayalgücüne gelince; açıkçası yazdığı inanılmaz iğrençlikteki yazıları okumaktan zorlanmadım (pis zevklerim olduğu doğrudur). Cinsel iğrençliği edebiyat gibi estetik bir alana yedirebilmek için harikulade bir hayalgücü gerektirdiğini düşünüyorum. Ayrıca benim fikrime göre de kendisi yazdıklarıyla toplumdaki bir takım çarpıklıklara ışık tutarak çığır açmış, felsefedeki ahlak anlayışına yeni bir boyut kazandırmıştır, ancak yaptıkları yüzünden bir kahraman ya da idol olmaya benim için çok uzaktır. Sade benim için başarılı bir yazar, yeter ki Playboy hikayesi okuyor gibi değil de gerçekten ne okuduğumuzu bilerek okuyalım. Marquis de Sade'in felsefe dünyamıza etkisi büyük oldu, ama bu etki çoğunlukla standart insanlar tarafından anlaşılmadı.
Sodom
6.1/10 · 313 okunma
·
5 yorumun tümünü gör
251 syf.
Kadınların tarihi gerçekten de güzel mi?
Kadınların En Güzel Tarihi bizlere kadın konusunu alanında uzman tarihçi ve siyaset bilimci Nicole Bacharan, antropolog Françoise Heritier, kadın tarihi uzmanı bir tarihçi olan Michelle Perrot ve düşünür Sylviane Agacinski isimli bu değerli üç kadın araştırmacı tarafından röportaj şeklinde yazılmış bir araştırma-inceleme kitabı. Kadını tarih, din, siyaset, felsefe gibi bir çok alanda incelemiş yani kısacası kadının tarih öncesi devirden itibaren anlatan sosyolojik bir kitap. Neredeyse kadınların tarihine dair her konuya yer verilmiş. İnsanlık tarihinin ilk zamanlarında kadınlar, zorlu şartlara rağmen erkeklerden daha üstün görülmüştür. Kimileri bu görüşü kabul etmese de Taş Devri'nde kadınlar, doğumda erkeğin rolü bilinmediğinden dolayı yaşamı ortaya kendiliğinden çıkaran, hayat veren, hatta ölümü bile belirleyebilen daha üstün varlıklar olarak görülmüştü. Avcılık ve kabilesel savaşın daha çok erkekler tarafından yapılması, kadınların toplayıcı olmasına neden olmuştu. Ormanlarda dolaşan ve yenilecek bitkileri araştıran kadınlar, zaman içinde hangi hastalıklara hangi bitkilerin iyi geldiğini de öğrenmişlerdi. Bu durum, kadınların yaşam getiren rollerine, şifacı, iyileştirici ve hekimliği de eklemişti. Bu durum, kadınların hayatın her alanında erkeklerden daha üstün görülmesini, saygın konumda olmasını sağlamıştır. Üstün statü, uzun bin yıllar boyunca devam etmiştir. İnsanlar ilk hiyerarşileri oluşturunca, iş dallarında uzmanlaşmalar başlayınca ve ilk şehirleri kurup medeniyetleri oluşturmaya başlayınca bu durum değişmeye başlamıştır. Üremede erkeğin rolünün farkedilmesi, ilk temel sebeplerden biri olmuştur. Yerleşik düzende tarım faaliyetlerini de erkek yürütmeye başlayınca, kadına sadece evde görev düşer olmuştur. Tüm iş dallarını organize edecek ve insanları koruma karşılığı vergi alacak kurumlarda ve devletin üst kademelerinde erkekler hâkim olmuş, aynı durum tapınakların çoğunda da gerçekleşince, kadınlar sosyal, siyasal, dinî ve ekonomik alanda erkeklerin çok altında sayılmışlardır. Yöneticilerin hakimiyetlerini dayandırdığı tanrılar panteonu ve din de, tıpkı Dünya'da olduğu gibi erkek hâkim hiyerarşi ile oluşturulmaya başlanmıştır. Kadınların tarih boyunca toplumsal konumunun nasıl değiştiğini daha doğrusu değişemediğini acı bir şekilde okuyucunun yüzüne çarpıyor. Daha çok Avrupa ve Fransız kadınları üzerinden değerlendirilmeler yapıldığı için araştırmayı yeterli derinlikte bulamadım. Batı'dan daha beter kadın bakış açısına sahip Doğu kadınını da anlatmaları feminist yaklaşımın gelişmesi açısından faydalı olurdu. Röportajın benim için akıcılığı böldüğünü söylemem gerekiyor. Ama buna rağmen kadınların konumu, aile ve toplum içindeki rolleri, hatta kazanmış oldukları kısıtlı haklara rağmen başarılarını ve kazanımlarını başarılı bir şekilde ortaya konmuş. Özetle, yapılan kadın düşmanlığının, ayrımcılığının, kadınların yok sayılması, doğuştan günah ve suç unsuru sayılması Antik dönemlere kadar gittiğinin; kadının, erkekler gibi ayrı bir cins olarak nitelendirilmeyip sürekli eril düzenin ona sunmuş olduğu kalıplara göre hareket etmeye zorlandığının net bir şekilde anlatılmış. Ayrıca eril düzenin kadınlara yapmış olduğu öteki cins, ikinci sınıf insan muamelesinin ve kitapta anlatılan diğer sosyolojik sorunların günümüz düzeninde de devam ettiğinin farkına varıyorsunuz. Kadını tamamen seks objesi olarak gören ve namus adı altında ahlaki değerler içinde kadını tabulaştıran sığır hemcinslerime özellikle bu kitabı okumalarını tavsiye ediyorum, emin olun kadına bakış açınız değişecektir. "İnsanları kirleten regl kanı değil savaş kanıdır ve kadın olarak dünyaya gelmenin mutluluğunu yaşamaya davet diyorum." Azize Hildegard "Ben muhterem hanımlarımızın Avrupa kadınlarının aşağısında kalmayacak aksine pek çok yönden onların üstüne çıkacak nur ve irfanla onanacaklarından asla şüphe etmeyen ve buna kesinlikle emin olanlardanım."
Mustafa Kemal Atatürk
"Kadın bilmeyene nefs, bilene nefestir" Türk Atasözü
·
1 yorumun tümünü gör

Okur takip önerileri

Radikalizmin Mistik Önderi
@radikalaycanTengrigens ile benzer
Lα̂lin
@LaIinTengrigens ile benzer
Börte
@brte_Tengrigens ile benzer
Daha fazla göster
118 syf.
Kadın meriç
Esther Vilar'ın, sansasyonel, sert düşünceler içeren, bazılarına göre kadın ve erkek ilişkisini derinlemesine açıklayan bazılarına göre de mizojinizm içeren kitabı. Kitaptan bazı cümleler gerçekten şok edici ve sanki çok tanıdık. Yer yer fanatik derecesinde genellemeler ve tespitler içerse de kadınların bazı yönlerini erkeklerin görmesi için ayna tutuyor. Yazar kuramını kadınları erkeklere göre aptal gören ve bu aptal olmayı da kadınların seçtiğini söyleyerek oluşturuyor. Buna göre kadınlar hayatları boyunca kendilerini besletmek ve baktırmak istedikleri için aptal olduklarını bu yüzden de erkekleri baba figürüne sokmalarında etkili olduklarını söylüyor. Bundan dolayı kadınların bu rolü yaparken zeki olmayı aslında kendisi istemediğini, bu yüzden dolayı da erkeklerin zayıf ve aciz kadın karşısında korumacı olduklarını belirtiyor. Böylece erkeklerin çokeşliliğin kurbanı olduğuna bağlamış. Yani kadınların zekasını kullanmayıp, kadınlığını kullanarak erkekleri kandırdığını ve kendisini garanti altına aldığını söylemiş. Böyle daha çok fikir öne sürüyor. Hepsini yazmayacağım, linç oklarını üzerime çekmek istemiyorum. Ben her kadının böyle olduğunu düşünmüyorum. Aslında anlattıkları kadınların neden öyle olduğu da apaçık ortada. Erkek egemen sistem. Genel olarak tuhaf bir kitaptı. Yazar kadınları övüyor mu gömüyor mu anlamak güç. Bazı erkeklerin hoşuna gideceği, ama kadınların kesinlikle sevmeyeceği bir kitap olduğunu söyleyebilirim. Anarşist ve aykırı bir kitap. Farklı düşünceler görmek için okunmalı diye düşünüyorum. Yazar bilimsel olmaya çalışmış, ama ne yazık ki yüzeysel olmaktan öteye geçememiş. Yazarın dili de fazla sertti. Bir erkek olarak bazı yerlerde kadınları aşağılayıcı yazılarını okumaktan dolayı üzüntü duyduğumu belirtmeliyim. O yüzden yazara pek saygı duyamadım. Kendi kendime bir kadın diğer kadınlar hakkında nasıl böyle bir kitap yazabilir dedim. Neyse ki sadece bir kişinin fikirleri ve sadece Ester Vilar'ın düşünceleri. Yazar'ın yansıtmaya çalıştığı gibi bir dünyada yaşamıyoruz... yoksa yaşıyor muyuz? Not: Yazar bu düşüncelerinden ve yazdıklarından dolayı feminist gruplar tarafından dövülmüştür.
2 yorumun tümünü gör
432 syf.
Aşk-ı Memnu Panaroma
Diziyi izlemedim, sosyal medyadan gördüğüm kesitler kadarıyla biliyorum. Ama doğrudan kitabı baz alarak anlatacak olursam, en çok kızılması gereken karakter şüphesiz azgın teke Adnan Bey. Çocuğu yaşındaki kadına ölmüş karısının mezarı başında evlilik teklif eden azgın tekemiz, aklı başında uyarılarda bulunan hiçkimseyi de iplememişti. Sonuç? Hüsran. Bihter'e "orospu" muamelesi yapanlar ise, asıl orospu çocukluğunun Behlül'de olduğunu görsünler bir zahmet. Röntgenci Beşir Efendi ise, sinsilik konusunda Bihter'in anasıyla ölümüne yarışır. Çıkarlarına ters düşene kadar bildiklerini gizlemesi yüzünden tarihin gördüğü en büyük korkak ilan ediyorum o cibilliyetsizi. AFAD'ın amansız uyarısı gibi ota boka ortaya atlayan velet Bülent için bir şeyler yazmaya değmez. Şımarık Nihal, ah benim saftirik geri zekalım, ah benim tek hücreli güzelim, seni bu kafayla silken çok olur. Firdevs Hanımcığım, benim hüzünlü Orospum. Sensiz entrika sözcüğünün anlamı kalmadı. Neredesin dost? Nerede? Matmazel, portakal çiçeğim. Madem Adnan'da gözün var, neden evlenmesini bekliyorsun ki? bekarken azıcık ışık yaksan adam zaten evlenecek kadın arıyor, cenazede bile fildır fıldır, hemen oltaya gelirdi. Ne diye alttan alta deşiyorsun ki?
Aşk-ı Memnu
8.0/10 · 13,3bin okunma
Reklam
2
5
47 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.
©2022 · 1000Kitap Web Uygulaması · 2.26.42