Okuduğum ilk polisiye roman olmasının yanı sıra arkeolog olmamın da verdiği etkiyle kitabı beğenme konusunda biraz şüphem vardı. Fakat okumaya devam ettikçe mitoloji ve arkeoloji ile harmanlanmış konusu beni içine nasıl aldıysa kitabın nasıl bittiğini bile anlamadım. Katilin kim olduğunu tahmin etmeye çalışırken hiç beklemediğin biri çıkması zaten ayrı bir tat veriyor. İşlenen konunun yanı sıra Almanya'da yapılan ırkçı davranışlara değinmesi de romana ayrı bir boyut katmış... Yazar aslında herkesin genellikle kendi ülkesinde ırkçı olduğunu, sağ partileri desteklediğini fakat başka bir ülkede yaşadığı zaman ırkçılığa maruz kaldığı ve sol partilere daha yakın olduğunu halde kendi ülkesinde ki ırkçılığa ses çıkarmadığını çok güzel vurgulamış.
Şu dünyayı adamakıllı görmeden, dünyanın ne olduğunu adamakıllı anlamadan buradan gidecek olduktan sonra ne diye buraya geldik sanki? Yaşadığımızın farkına varmayacak olduktan sonra ne diye yaşıyoruz?
"Hayat bu rugan iskarpinlere ne kadar benziyor!..." Tıpkı bunlar gibi biz de günler geçtikçe aşınmaya, bir tarafa kaykılmaya, çirkinleşmeye ve nihayet işe yaramamaya başlayacağız... "