Böylelikle, sanat eseri karşısında katiyen özgür olmadığımız, bir eseri keyfimize göre yaratamayacağımız, bizden önce var olan bu hem zorunlu, hem gizli eseri tıpkı bir tabiat kanununu keşfedercesine keşfetmemiz gerektiği sonucuna varmıştım bile. Peki ama,sanat sayesinde yapabileceğimiz bu keşif aslında bizim için en değerli olması gereken, genellikle hiç öğrenemediğimiz şeyin, yani gerçek hayatımızın keşfi, zannettiğimizden çok farklı olan ve bir tesadüf sonucu gerçek hatırasına kavuştuğumuzda içimizi benzersiz bir mutlulukla dolduran, hissettiğimiz gerçekliğin keşfi değil miydi?
Bir insan kararlılık içinde sürekli güçlü bir fikre saplanınca, sadece onunla oyalanınca bütün dünyadan çekilip çöke uzaklaşıyormuş gibi oluyor, bütün olan bitenler de ana düşüncenin yanından kayıp geçiyordu
İnsanlar arasındaki münasebetleri tanzim eden amiller ne kadar gülünç, ne kadar dıştan, ne kadar boş ve bilhassa asıl insanlıkla ne kadar az alakası olan şeylerdi…