Sahaflara gidip milletin özel hayatını kurcalamak, eski fotoğrafları alıp kitap ayracı yapmak, fotoğraftakilerin günümüzdeki hayatları üzerine tahminler yapıp hayaller kurmak. Var bazı zevkli aktivitelerimiz.
Sahaflara gidip milletin özel hayatını kurcalamak, eski fotoğrafları alıp kitap ayracı yapmak, fotoğraftakilerin günümüzdeki hayatları üzerine tahminler yapıp hayaller kurmak. Var bazı zevkli aktivitelerimiz.
Byung-Chul Han'ın, çağın/toplumun gidişatı, tüketim kültürü, sosyal medya kullanımı vb. ile ilgili eleştirilerine ve görüşlerine katılmakla beraber, cümleleriyle her karşılaştığımda aklıma takılan husus: Kendisinin Türkçe'ye çevrilmiş yirmiden fazla kitabı var. Elbette tümünü okumuş değilim, lâkin, okuduğum ve diğer yazdıklarını izlediğim kadarıyla, hemen her kitabında birbirine çok benzeyen, hattâ neredeyse aynı ifadelerle aynı tenkitleri ve tespitleri yineleyip duruyor. Böyle olunca da canhıraş tekrarlarla ele aldığı mevzular "temcit pilavı" hâline gelmiyor mu? Bu durumda kendisi de burada eleştirdiği tuzağa istemeden düşmüş veya bile-isteye ortaklık etmiş olmuyor mu?
TDK mealini biraz farklı veriyor gerçi ama; rahmetli anacığımın bir şey anlamını/kıymetini yitirene kadar yeniden yeniden söylendiğinde kullandığı bir deyimi getiriyor aklıma: Benim oğlum bina okur, döner döner bi' daha okur.
Anlatılar metalar gibi üretilir ve tüketilir. Tüketiciler bir topluluk, bir biz oluşturmaz. Anlatıların ticarileşmesi, onların siyasal gücünü ellerinden alır. Bu şekilde, bazı mallar "adil ticaret" gibi ahlaki söylemlerle süslendiğinde, ahlak bile tüketilebilir hale gelir. Ahlaki anlatı enformasyona dönüşür ve bir ürünün ayırt edici özelliği olarak satılır ve tüketilir. Anlatıların aracılık ettiği ahlaki tüketim, yalnızca kendi öz-değer duygumuzu artırır. Bu anlatılar aracılığıyla, iyileştirilmesi gereken bir toplulukla değil, yalnızca kendi egolarımızla ilişki kurarız.