''Ve sonunda ey erkek okurlar, kadın okurlar, beyler, hanımlar, genç kızlar, bu üç öykünün, kişileri içlerine kapanık ve tanınmadan yaşamak zorunda kalsalar bile, yaşayacaklarını biliyorum. Kendi yaşayacağımdan emin olduğum kadar bundan eminim. Nasıl? Ne zaman? Nerede? Bunu yalnızca Tanrı bilir…''*
Yaman Adam (ya da ‘’Tam Bir Erkek’’) öyküsünde başkarakterlerden biri olan, Renada’nın seçkin güzeli Julia, her şeyden habersizce yaşayan bir ‘’eski zaman kadını’’dır. Güzelliği dillere destandır yine de, sırf onu görmek için dışarıdan insanlar bile gelir. O, geçmişi karanlık ve mali durumu bozuk Don Victorino Yanyez’in kızıdır ve babası, mali durumunu iyileştirmek için kızını ‘’satmak’’ ister, ne de olsa eşsiz bir kızı vardır. Julia da bu durumdan rahatsız olur ve takıntı yapar. Yapması normaldir de çünkü babası onu bir pirinç, buğday ya da et gibi satmak istiyordur! Bir ‘’mal’’ mıdır o? Basit, alelade bir mal? Tüm bu düşünceler, içinde babasına ve hayata karşı büyük bir kin doğurur.
Julia, kendine kur yapan (dikkat edin, âşık olan değil çünkü çok âşığı vardır) herkese kendini verir. Peki neden yapar bunu? Çünkü öfke duyduğu babasına karşı büyük bir acı vermek istiyordur. ‘’Öfke ve kuruntu’’ daha ilk başlardan beri onun gönlünde yer eder, ileride de edecektir. İnsan bazen ne olurssa olsun bulunduğu durumdan kurtulmak ister, adeta ruhuna yapışmıştır o ‘’kurtulma tutkusu’’; Julia’nın da hissettiği budur. Zayıf karakterinden, ‘’kadın’’lığından ve çaresizliğinden dolayı peşine birini daha sürüklemek hatta ‘’intihar etmek’’ ister.
+Şu halde, de bakalım, kaçarsak ne yaparız?
-Nasıl? Yoksa sözünden dönüyor musun?
+Fakat ne yapalım?
-Cesaretini kaybetmiyorsun ya?
+Orası öyle ama sen söyle haydi, ne yapalım?
-Şey… İntihar edelim!’
+Sen çıldırmışsın Julia!
-Evet çıldırdım…