Bazılarımız kitaplarına bebek gibi bakıyor, tek bir sayfası bile bükülse içi gidiyor. Bazılarımız ise kitabın her satırını çiziyor, kenarlarına notlar alıyor, adeta kitapla bir savaşa giriyor.
Bir gün annesinin öleceğini anlıyordu. Ölüm ona ve annesine alacakaranlıkta köknarların olduğu masal ormanından gelmeyecek, bu havadan, yaşamdan, evinin duvarlarından gelecekti ve ondan kaçmak olanaksızdı.
Sayfa 287 - Can Yayınları 6.Baskı ~ David·Kitabı okudu
Kayıp Zamanın İzinde serisinin bu cildinde sevgilisi Albertine üzerinden kıskançlık ekseninde insan duygularının ve davranışlarının kökenine inerken Dostoyevski’ye benzer bir şeffaflık ve cesaret gösteriyor Proust. Sürekli delil toplama ve olası riskleri ortadan kaldırmaya odaklanmış olan bu bölümde gördüğü ve hissettiği duruma ve durum ihtimallerine karşı bir tutum geliştirmeye, bir anlamda kendini de çözümlemeye çalışıyor. İnsan davranışının doğasında olan bu kararsızlık tutumu bir mahpusluk olarak yorumlanabilir. Mahpusluğun sınırlarını belirleyen parmaklık ortadan kalktığında iki yabancı insan kalır geriye. Kaçan ve kovalayandan hangisinin mahpus olduğu belli olmaz.
Kayıp Zamanın İzinde serisi, Marcel Proust'un hayatının son 17 yılında yazdığı bir romandır.
Seri, yedi ciltten oluşmaktadır:
1. Swann'ların Tarafı
2. Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde
3. Guermantes Tarafı
4. Sodom ve Gomorra
5. Mahpus
6. Albertine Kayıp
7. Yakalanan Zaman
Serinin bu kitabı, anlatıcının Albertini’yi elinde tutmaya çalışması ve onu mahpus olarak evde tutmaya çalışırken kendisinin mahpus olması merkezinde gelişiyor. Proust bu belirsizliğe şu ifadelerle yer verir. “Evet bir mahpusla buluşacağım düşüncesiyle değil, kendim mahpus olduğum düşüncesiyle dönmüştüm.” Albertini elle tutulması mümkün olmayan meziyetlere! sahip olduğu için, anlatıcı bir yandan şartları onu kimseyle görüşmeyecek şekilde oluşturmaya çalışırken aşkı ve kıskançlığı arasında bocalıyor. Sevgilisinin sık sık yalanlara başvurduğunu ve kendine anlatmadığı birçok boşluklar olduğunu acıyla gördüğü hâlde bazen aşka bazen kıskançlığa savruluyor. Bu savrulmaların anlatımında aşk, yalan, kıskançlık konularında dikkate değer aforizmalar ortaya koyuyor.
Ana kahramanlar ve yan kahramanlar kadın olsun erkek olsun hepsi eşcinsel
Bayıldım ..Tam benlik bir kitap bu. Şöyle biraz göz gezdireyim diye elime aldım. Büyülü, fantastik ve bilhassa karanlık bir çayırdan aşağı yuvarlanıvermişim.
Angela Carter. Beyaz atlı prensleri eyerlerinden tekmeleyerek indiriyor bu kadın. Kırmızı Başlıklı Kız, Mavi Sakal, Kont Dracula, Güzel ve Çirkin, Pamuk Prenses..Tüm bu bildiğimiz masalları şöyle sıkıca tutuyor, ters-yüz ediyor, tozlarını silkeliyor. Deyin ki bahar temizliği. Karanlıkta kalmış yerlerine bir mum ışığı, tüm kırılgan kız çocuklarına kendinden emin bir öfke, mağdur kadınlara karanlık bir kahkaha. Boyun eğen, teslim olan, kurban olan, hani o çıtkırıldım kadın karakterlerin yerinde yeller esiyor şimdi.
Sadece masalları söküp feminist bir iplikle baştan diktiği için değil, anlatımıyla da halis olduğu için çok sevdim. Şiirli, ama yapışkan olmayan bir dil. Harika betimlemeler. Ne diyeceğini, nasıl diyeceğini öyle iyi biliyor ki Carter, tek kelimeye şurdan kalk şuraya otur diyemezsiniz. Bağıra çağıra kovalarlar sizi:)
Çeviri Özden Arıkan ve Pınar Savaş