Eski Türkiye’de demokrasinin hiçbir zaman işlememiş olmasının temel nedeni özgürlükten korkan insanların, ‘aile’ yapılanmalarına sığınmalarıydı. Siyasi partilerdeki lider sultasının aşılamama nedeni de buydu, ‘hemşerilik’ olayı da bu. Akraba kayırma, eş-dost kayırma gibi özde bir grubun ötekinin üzerinde hakimiyet sağlaması anlamına gelen anti-demokratik çarpıklıkların nedeni de eski Türkiye insanının yetişkin birey olmanın getireceği yalnızlıktan korkmasıydı. Böylece, radikal bir adım atıp kendileri için düşünüp, kendileri için yaşamaktansa kabul gören düşünceleri benimsiyor, kabul gören yaşam tarzlarını tekrarlıyorlardı.
Meşrutiyet, müsavat, uhuvvet, (Meşrutiyet rejimi, eşitlik, kardeşlik) diye herkesin ağzına bir parmak bal çaldılar. Bizde kolay karın doyurmanın esas kaidesi, evvela çalmak, sonra çalmaktır. Mutlakiyette buydu, meşrutiyette budur, çalmayan aç kalır. Daima kanun üstünde bir hükümet ya da cemiyet peyda olur. Subaşlarını zorbalar tutar. Boynunu eğer, kanunu, insaniyeti, vicdanı çiğneyerek gittikleri yoldan gidersen yaşarsın. Aksi halde ekmeğinden mahrum kalırsın.