Zeynep Zahide Çitli Armağan

Zeynep Zahide Çitli Armağan
@Zeynepzahide
Şuraya iliştirip listeme eklediğim birkaç kitap, tadı damağım da kalan bir kaç cümleden oluşan nüshaların pırıltılarının yansımasından ibaret olan neşelerdir... Okunan o kadar kitabın sayısını tutabilmek mümkün mü?
B.B.A eğitimli Finansör/İşaret Dili
Fakülte
Manisa/Mersin
14 okur puanı
Nisan 2016 tarihinde katıldı
"water does not resist. water flows. when you plunge your hand into it, all you feel is a caress. water is not a solid wall, it will not stop you. but water always goes where it wants to go, and nothing in the end can stand against it. water is patient. dripping water wears away a stone. remember that, my child. remember you are half water. if you can't go through an obstacle, go around it. water does." // "su direnmez. su akar. elini suya daldırdığında tek hissettiğin okşamadır. su katı bir duvar değildir, seni durdurmaz. ama su her zaman gitmek istediği yere gider, ve en nihayetinde hiçbir şey ona karşı duramaz. su sabırlıdır. damlayan su taşı yıpratır. bunu hatırla çocuğum. yarı su olduğunu hatırla. eğer bir engeli aşamıyorsan, çevresinden dolaş. su öyle yapar."
Reklam
Selami Bey'in Şatosu
Alıp götürdüler bir gün. Döndüğünde duvara çakılı duran planla birlikte taksitleri ödenmiş arsayı da satışa çıkarmak zorunda kalmıştı. Artık ne villa arıyordu, ne gökdelen... Kupkuru özgürlüktü aradığı. Ne tepe, ne de yokuş, ne merdiven... Düz ayak bir yaşam. Bugüne kadar gökdelenlerden, doruklardan bakmak isteyen Selami Bey yükseklerden bakınca çok şeyler göreceğini sandığı için aldandığını anlıyordu artık, yine anlıyordu ki aşağılardan, yukarılara bakanlar da çok şeyler görebilirler. Elverişli ki insanın nerden baktığını, iyi bilmesi gerekirdi. Yükseklerden bakanların çoğunun gerçekleri göremediği de başka bir gerçekti.
Sayfa 125
Düşmanca eğilimlere dolaylı yolla doyum sağlama örneklerine çalışma yaşamında da rastlanır. toplum içerisinde güç sahibi olmak isteği, içinde yaşadığımız kültürün doğal bir parçasıdır. ne var ki, bazı kişilerin güç kazanma çabalan diğer insanları güçsüz bırakma öğesini de taşır. böylesi kişiler güç kazandıkça, çevrelerindeki insanların kendilerinden daha güçsüz olduklarını görmekten ötürü gizli bir haz duyarlar. bazı insanlarda bu mekanizma saygınlık kazanma biçiminde işler ve kişi kazandığı saygınlığı başkalarını küçük görme duygusuyla birlikte yaşar. oysa, eğer bir insan diğerlerini küçümsüyorsa, aslında küçümsenmekten korkan ve kendisini küçük gören biridir. başkalarını güçsüz bırakmak için güç kazanma çabasında olan biri ise aslında başkalarına güçsüz görünmekten ya da güçsüz yönleriyle yüzleşmekten korktuğu için böyle bir mekanizma geliştirmiştir. amaç güç ya da saygınlık kazanmak değil, düşmanca duygulara boşalım sağlamaktır. dolayısıyla, kazandıklarının onlara sağladığı doyumu yaşayacakları yerde sürekli tedirgindirler; suçluluk ve değersizlik duygularından kurtulamaz, yakın ve sıcak ilişkiler kuramadıkları için giderek yalnız kalırlar. yalnızlıkları düşmanca amaçlarını daha da kamçılayacağından giderek hızlanan bir kısır döngünün tutsağı olur, istediklerini elde ettikleri halde neden mutsuz olduklarını anlayamazlar. bazı insanlar ise tam karşıtı bir mekanizma sonucu, güçsüzlükleriyle çevrelerinde egemenlik kurarlar. özellikle toplumumuzda «zavallı» ve «mağdur» kişilere karşı geliştirilen tutum bu durumu pekiştirir. diğer insanların duygularını sömürerek onlara dilediklerini yaptırabilen ve «edilgin-saldırgan» olarak nitelendirebileceğimiz bu kişiler geliştirdikleri senaryolarında öylesi ustadırlar ki, çoğu kez bizden neler alıp götürdüklerini fark edemeyiz
...Aynı yolda yürümekten başka çaresi olmayan tuhaf birer yaratıktı insanlar; tekrarın tekrarlananın örtüsü olduğunu anlayamadan, aynı el sallayışların, aynı gülüşlerin, aynı yürüyüşlerin ya da aynı oturuşların içinden geçe geçe damaklarına bulaşan uzak bir serüven tadıyla dönüp dolaşıp aynı noktada yaşıyorlardı. Nereye gittiğini bilmiyordur; ölünecek bir yer olsun da, neresi olursa olsundur. Gerçi her yerde ölünebilir, bunu biliyordur. Gene de kafasında daha güzel bir yer vardır, ölüm ölünen yerle güzelleşirmiş gibi...