Bolca beylik laflar bulunan ve kişiyi, tebessüm halinde iken bolca düşünmeye teşvik eden güzel bir yapıt. Konularına girmeyeceğim, olaylar olaylar çünkü. Zirâ, romanın özü de olayla yürür.
Lâkin, ben çok özümseyemedim. Hani, aradığım bu değildi. Belki de roman okumamalıyım. Zirâ, insan bir şey okurken; tad almak ister, ona ışık tutacak bir el bekler, yeni bir nefes ister, tuttuğu bir dalı iyice kavramak ister, açlıklarını doyurmak ister. Şayet okurken bir şey arıyorsa tutunduğu dalın ona ışık göstermesini ister. Aksi takdirde bu, kelimelerin oynamasını cümlelerde gezdirmekten öte bir durum değildir.
Hani, ruh doymalı...
Geçenlerde, polisiye ve gizem seven biri olarak bu tarz roman ve benzerlerini tekrar okumak istedim. Açıkcası aradığımı bulamadım. Değer verdiğim biri şunu söyleyene dek; Okumak da devirle/çağla alakalı. Polisiye/gizem roman okumayı şuna benzetti; Millet aya giderken ısrarla dünyayı yürüyerek dolaşmaya çalışan birinin katlandığı zorluk ve zaman kaybına...
Düşününce oldukça mantıklı geldi. Gelişmiş bir teknolojinin içerisinde yüzerken, ulaşılabilirlik derecemiz hat safhada iken(öyle ki daha ülkemizde vizyona girmeyen filmleri dahi tüketirken) gizemin hengamesinde beynimi yormak zûl geldi. (şu noktada film izleyelim. Oldukça başarılı yapıtlar var-gizem ve polisiye tarzı için)
İstediğim de bu değildi.
İstediğini insanın içi fısıldar aslında. En son fısıldayan da Siddhartha oldu. Neden Siddhartha? Ben orada aradığım mistik duyguyu yakaladım. Ben orada insanın ne için ve kimin için yaşayacağını buldum. Ben orada, hayatın araç olduğunu o aracı yeteri kadar kullanıp amaca ulaşma hedefine, bunun destek olduğunu buldum. Ben orada, o nehirde akan suyun serinliğinin muazzamlığını hissettim. Ben orada gerçek dostluğu taddım.Belki de, tam da zamanında