Selam. Bu ayın okuduğum ilk kitabı Margaret Atwood'dan Penelopia oldu.
Bu defa farklı bir yazım ve bakış açısı ile bakılan Penelopia' bize ölüler dünyasından seslenir. Şimdi öldüğüme göre bu zamana kadar bana atfedilenlerin aslını anlatmaya geldim diyerek bir giriş yapar.
Kardeşi Helena ile soğuk savaşının nedenlerini, babasının vefasızlığı, annesinin sevgisizliği, Odysseusʼun kurnaz ve eli çabukluğuyla ilişkisine verdiği zarardan, varlığında ve yokluğunda başından geçenlere kadar bu zamana değin söylene gelmiş dedikodu ve yalanları ifşa etmek ve aslını ortaya çıkarmaktır niyeti.
Atwood çarpıcı anekdotlarla farklı bir
kurguyla karşımıza getiriyor Penelopia'nın yaşadıklarını.
12 hizmetlinin Odysseus tarafından adaletsiz bir hükümle asılması ve bunu bir mahkeme salonunda yargılanması gibi bambaşka bir boyutla sorgulanışı, 12 kişinin öldükten sonra bile reenkarnasyon aracılığıyla kılık değiştiren Odysseusʼa huzur vermedikleri gibi kurguya eklenmesi yazarın nasıl titiz ve dahice bir düşünce yapısına sahip olduğunu kanıtlar nitelikte. Okuyucu olarak keyifli bir okuma sunduğunu söylemeliyim.
#kitapalıntıları
O günlerde mutlu sonlar isterdim, mutlu sonlara ulaşmanın en iyi yolu doğru kapıları kilitli tutmak ve cinler geldiğinde uykuya dalmaktır.
Su direnmez. Su akar. Elini içine daldırdığında, seni okşadığını hissedersin. Su kaskatı duvara benzemez, geçmene engel olmaz. Ne ki su hep yolunda akar, hiçbir şey ona karşı koyamaz. Su sabırlıdır. Damlayan su taşı deler, geçer. Unutma yavrucuğum. Bir yarın su senin, aklından çıkarma bunu. Bir engeli aşamazsan, çevresinden dolaş. Su öyle yapar.
On iki suçlu, ayak parmakları değemez yere, sıyırır geçer, elleri arkada bağlı, dilleri dışarıda, gözleri pırtlamış, şarkılar düğümlenmiş boğazlarında.
Neden kıydın bize? Ölmemizi