Dört bir yanım yabancı, bu kalabalıkların arasında ruhum en çok kendine sürgün. Seni kaybetmemek için, her gün kendimden bir parça feda etmekten artık geriye hiçbir şey kalmadı.
Rüzgarda savrulan bir yaprak değilim artık; köklerini kendi elleriyle koparmış, toprağına küsmüş bir ağacım. Adımlarımda sadece yorgunluk yok; sana doğru koşmak isteyen kalbimi, "dur" diyen gururumun zincirleriyle sürüklemenin ağırlığı var. Ruhum bu bedeni bir tesbih yapmış, her tanesinde "gitmeliydin" ile "özledim" arasında gidip gelen o amansız savaşı çekiyor.
Dışarıda yağmur... Ben ise bu odada, o korkunç sessizliğin içinde, kendime olan saygımı kurtarmış olmanın buz gibi zaferiyle titriyorum. Aşkınla yaşamak vardı ama senin yanında hiçleşerek ölmekten korktum. Şimdi odanın her köşesinde, sana olan sevgimin sızısıyla, ama başım dik bir enkaz gibi oturuyorum.
Hayli yoruldum... Bir kalbi severken, o kalpten mecburiyetle kopmanın yorgunluğu bu.
Durgunum... Çünkü içimdeki o büyük gürültü, seni seçmediğim için değil, seni kendimden çok sevdiğim için koptu.
Geleceğin günü beklemiyorum, çünkü kapıyı kendi ellerimle kilitledim. En acısı da buydu zaten: Anahtarı denize atarken, kalbimin de peşinden gitmesine seyirci kalmak...