Orhan Kemal'in yapıtının adının “Eskici ve oğulları” olması romanın bu üçlü üzerine kurulması üzerine düşünmek gerekir. Aslında eskicinin Zeliha adında bir kızı da olmasına rağmen romanın adında bile onun adı, cinsiyeti yoktur. 1940’ların Türkiye’sinde ana geçim kaynağı toprak olan, pamuk olan Adana’da feodal kültürün, erkek egemen anlayışın yansıması kitabın başlığına da sinmiştir.
Yine eskicinin bir adının olmayışı da dikkat çekici. Roman boyunca yapıtin odak figürü olan eskici “topal eskici” olarak adlandırılmıştır. Mesleği ve fiziksel özelliğiyle.
Anlatıcı okurun, odak figürün özellikle bu yönünü seçmesini istemiştir. Eskici makineleşmeyle ve fabrikalaşmayla birlikte yaşamın ağır koşullarına direnen ve giderek emekçileşen zanaatkar grubunu temsil etmekte, takma bacağı ise yine bir savaşın yadigârı olarak ömür boyu yanında taşıyacağı bir yapay organ olarak kalacaktır. İşin kötüsü uğruna savaştığı ve bir bacağını verdiği o vatanda yaşayanlar ona hak etmedikleri şekilde muamele etmektedir. Bu durum eskicinin ağrına gitmektedir.
Yapıttaki kişiler ve özellikleri şöyle sıralanabilir:
Topal Eskici: Bir bacağını savaşta kaybetmiş, her gece içen, ağzı bozuk, sahibi olduğu dükkanda iki oğluyla çalışan bir ayakkabı tamircisi.
Sürekli gelgitler yaşamaktadır. Sonunu düşünmeden çabuk sinirlenmekte, ağır sözler söylemekte, sonra da bu yaptığından pişman olmaktadır.
Anlatıcı eskiciye bir ad koymamıştır. Bir bacağını Trablusgarp savaşında yitirmiştir. Savaştan döndükten sonra makineleşmeyle ve karşısında başka bir dükkan açan diğer eskiciyle rekabet edememekteyse de eski dükkanında kıt kanaat geçimini sağlamaya çalışmaktadır. Bacağının yokluğu, zengin bir sülaleden gelip yoksulluk içinde yaşamak zorunda kalışı, geçmişe duyduğu özlem, devletin kendisi gibi gazileri kayırmıyor