Kainat dışına ait sezgilerimiz ne kadar zayıf ve kifayetsiz olursa olsun, kainatımızı teşkil eden madde cevherinin evsafı ve oluşları hakkındaki bilgilerimiz bizi, bu cevherin sayısız tezahürlerine sebep olan cevher üstü hakikatlerin mevcudiyeti zaruretini kabul etmeye sürüklemekten asla geri kalmaz. İşte insanların ruh dedikleri şey de bu cevher üstü hakikatlerin arasında bulunmaktadır. Şu halde ruh, kainat cevherinin ana vasfı olan atalet ve hareketsizlik halinin tam zıttını ifade eden bir mahiyet taşır.
Bir kültürün yanlış enformasyona ve sahte düşüncelere rağmen ayakta kaldığı defalarca kanıtlanmıştır. Ama bir kültürün, haberlerinin değeri arttırdığı kahkahaların sayısıyla belirlendiği zaman ayakta kalıp kalamayacağı henüz kanıtlanmış değildir.
Bir insanın, bilgisi, düşünceleri, mantığı, ahlakı, hulasa her şeyiyle bir bütün olduğunu henüz anlayan yok. Bu muhtelif taraflar bir insanda ne kadar ayrı çehre gösterirse göstersin, bir noktada birleşir ve bir ahenk vücuda getirirler. O nokta da şahsiyet dediğimiz şeydir.