Avusturya, Nazi Almanyası tarafından ilhak edildikten sonra, günlerden bir gün Viyana'daki evinin kapısı çalındığında, Nazilerin kendisini de almaya geldikleri paniğiyle yaşamına son veren dünyaca ünlü Avusturyalı kültür tarihçisi Egon Friedell, başyapıtı sayılan Yeni çağ'ın Kültür Tarihi'nde, çağların sıradan insanlarca yaşandığını, ama ancak dâhiler tarafından 'özetlenebildiğini' söyledikten sonra, Shakespeare, Cervantes ve Goethe'nin adlarını bu dâhilerin ilk sırasında anar.
Friedell'in Yeniçağ'ın Kültür Tarihi'nde Faust üzerine kaleme aldığı şu satırlar, Goethe'nin evrenselliğinin de çarpıcı bir göstergesi niteliğindedir: "Goethe'nin Faust adlı eserinin olağanüstü yanı, Yeniçağ'ın bir kültür tarihi niteliğini taşımasıdır. Faust, yolculuğuna bir mistik olarak başlar ve bu yolculuğu bir politikacı olarak tamamlar. Faust, modern insanın kendini binlerce maskenin ve kostümün ardında gizleyen tüm baştan çıkma yollarını, alkolikliği, cinselliği, dünya sancısını, üstün-insan olma tutkusunu yansıtır; bu arada Faust, aynı zamanda örnek bir doyumsuzdur; olup bitenleri bir bütünde birleştirme çabası ise hep boşunadır. Faust'un trajedisi, Yeniçağ'ın insanının trajedisidir; akılcılığın, kuşkuculuğun, gerçekçiliğin trajedisidir. Faust'un yanında şeytan yer alır. Ama Mefisto, aslında kötü değildir, sadece neşeli, alaycı, materyalist ve her şeyden önce akıllı biridir... dâhice benmerkezciliğin en tutarlı temsilcisidir..."
"Faust", bilginin iktidarı uğruna ruhunu şeytana satan kişidir. Goethe'nin Faust tragedyasıyla simgelenen evrensel gerçek ise, gerçekte insanın ruhunu, tarihinin başlangıcından bu yana, şu ya da bu amaçlar için hep satmış olduğu gerçeğidir.
Günümüz açısından belki de tek değişik sayılabilecek durum, bugünün Faust'unu somutlaştırmak için şeytanı yanına ayrıca