Sonra, çok sonra, yerli zorbalarımızın yönetiminde dahazor zamanlar yaşarken, Haşim dayı ticaretini çeşitlendirdi. Parasını yabancı paraya çevirdi, taşımacılık kurallarına ve gümrük kısıtlamalarına nasıl uyacağını öğrendi, ihtiyaç duyulan ne varsa -elektrikli ocak, klozet, çimento sevkiyatı- içeri kaçak sokmak için ona güvenilirdi. Bunu yapabiliyordu çünkü bu şeyleri güçlü, fakat maddi olanağı kısıtlı yetkililere de temin ediyordu, tam da işlerini yürütmesini9 engelleyebilecek olanlara. Kıtlığa sebep olan aptal yasaları koyan ve yürürlükte tutan onlar olsa bile, onların da yaşamlarını sürdürmeleri ve yemek pişirmeleri, sifonlu tuvalet kullanmaları, kendileri, anneleri ve kız kardeşleri için ev yapmaları gerekiyordu. Ama onlar bu amaçla orada bulunuyordu, bunun için kendilerini oraya koymuşlardı: bu yasa koyucular ve martavalcılar, herkesin -şu veya bu barbarlık tehdidiyle riayet ettiği yasa ve kararnameler çıkarıyor, bir yandan da insanların yüzüne oturup pisliklerini üstlerine saçıyorlardı
Bu görmediği, tamımadığı insanlardan ve yerlerden bahsederken bunu hoşuma giden bir aşinalık hissiyle yapardı. Tahmin edilebilir ve sıradan şeylermiş gibi bahsederdi onlardan, oysa ben hiç öyle hissetmezdim. Benim için yabancı, tuhaf ve farklıydılar; bulunduğum yerden gece ve gündüz kadar uzaktılar. Bu yüzden birinin adını andığında ve konuştuğu kimse ona, bahsettiği kişinin dayım olduğunu açıkladığında, bu; dayımı var kılıyordu
O kadar güzel, o kadar hayat doluydu ki (saçlan bile capcanlı görünüyordu) beni geçmişime bağlayan nasır tutmuş, sertleşmiş hatıralarımı gerçekten de bilmek istediğine inanmakta zorlanıyordum.
Hayatlarının zor olduğunu ve bütün o korkunç şeylerle uğraşmak zorunda kaldıklarını biliyorum, o yüzden sırf sinirlendiğim ya da gücendiğim için eleştirmiyorum onları