Ard-arda kaç zemheri,
Kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu.
Dışarda gürül-gürül akan bir dünya...
Bir ben uyumadım,
Kaç leylim bahar,
Hasretinden prangalar eskittim.
Saçlarına kan gülleri takayım,
Bir o yana
Bir bu yana...
ben bir gün giderim ki neyim kalır
eksik bıraktığım her şeyim kalır
yaz günü kim ister ki öldüğünü
eksik bıraktığım her şeyim kalır
yaşamam bir beyazlık gibi sanki
eksik bıraktığım her şeyim kalır
genişlerim dağılırım beyazım
ben bir gün giderim ki neyim kalır
ben bir gün giderim ki ey diri at
elbette benim de bir şeyim kalır
Ben kan diye başlamak isterim oysa gülün derdi başkadır
Lale bahardan yanadır, çiğdem güneşten, konu değişir.
Hepsine pekala amma bilirim gülün derdi uydurma
Kıpkırmızı en çok yakışırken kendine onu değişir.
Lale mayıs ayıdır mora turuncuya filan boyanır
Pek güvenmem yabancıdır bakarsın yönü değişir.
Çiğdem cefaya katlanır, alışmıştır kendi yeşiline
Haklıdır bakımsızdır, yağmurun durmadan günü değişir.
Hoş olsun bütün verdikleri aldıkları şu çiçeklerin
Gül susar, çiğdem uyanır, tüfek başlar, konu değişir.
Hep böyle süreceği sanılır bir gül hikayesinin
Hep böyle sürer gerçi amma bir gün sonu değişir.
Turgut Uyar
Alex Michaelides… Bu yazarı ilk defa duymuştum meşhur, çok satan “Sessiz Hasta” adlı romanıyla. En iyi gerilim romanı dalında da ödüllü olduğunu öğrenince kitabı edinip okumaya başladım. Kocasını öldürmekle suçlanan Alicia, cinayet gününden itibaren tek kelime konuşmamıştı ama azimli psikoterapist Theo, onu konuşturup cinayetin ardındaki gizemi çözmeye kararlıydı; çünkü Alicia ona göre masumdu ve yardıma ihtiyacı vardı. Bu şekilde başlıyor ve ilerledikçe başka karakterleri tanımaya başlıyoruz. Gerilim romanlarının olmazsa olmazı yine bir ters köşe bitiş bekliyordum, oldu da. Açıkçası bir yerden sonra dikkatli okuyunca kimin katil olduğunun öngörülebilir olduğunu düşünüyorum. Ama bu cinayetin fitilini ateşleyecek karakteri öğrenince küçük çaplı bir şok yaşadım diyebilirim. Fena değildi.