Şimdi gelelim şu kuantum denen şeye!
Bilimsel olarak henüz tartışmaların,araştırmaların devam ettiği,daha çok 20.yüzyılın ikinci yarısında kendine yer bulmuş bir fizik terimi.Atom altı dünyanın açıklanmasında yetersiz kalan klasik Newton fiziğine alternatif bir alan.Anlaması da hayli güç ve şaşırtıcı. Dalga-parçacık ikiliği,belirsizlik,süperpozisyon gibi temel ilkeleri ve hep duyduğumuz “Çift Yarık Deneyi”,”Schrödinger’in Kedisi” gibi gözlemlerle hayatımıza giren bir kavram.Kuantum dolanıklık,
kuantum tünelleme,kuantum sıçrama,kuantum vuru gibi çeşitli fenomenler üzerine kafa yoran hatta ömür adayan az sayıdaki müthiş insanlara saygısızlık eden berbat bir çoğunluk var maalesef. “Kuantum enerji,kuantum telepati,kuantum şifalanma” gibi bu uyduruk ve popülist kavramların ardına sığınmış pek çok “kuantumcu” ile dolu ekranlarımız.Yazarlarımız da haklı olarak buna isyan edercesine, onlarca Nobel Ödüllü bilim insanın çeşitli çalışmalarını referans alarak,bilim ve rasyonellikten taviz vermeden kuantumun biyolojideki bağlantılarını sorgulamışlar. Kendi kabullerini bile değişmez kabul etmeden.
Mistiklere karşı müthiş bir silahtır bilim.
Bilimdeki en büyük üç gizemin evrenin başlangıcı,yaşamın başlangıcı ve bilincin başlangıcı olduğu kabul edilir. Bu gizemler insanın merak duygusunu daima canlı tutar.
Fotosentezden enzimlere,koku reseptörlerine,DNA ve kuşlardaki manyetik algılamaya varan çok geniş ölçekteki biyolojik sistemlerde kuantum uyumunu araştırmış olan ikili bu karmaşık olayları en anlaşılır şekliyle izah ediyorlar kitap boyunca. Hatta bilinç ve kuantum konusunda düğüm biraz daha karışıyor.
Yaşamın nasıl başladığını, evrimin yadsınamaz gerçekliğini,bilincin oluşumunu,kuantum bilgisayarları,DNA ve RNA’daki çılgınlığı,bir parçacığın gözlenemez belirsizliğini,Antartika’da