Kierkegaard bağırabilir, " İnsanın ölümsüz bilinci olmasaydı, her şeyin temelinde, karanlık tutkuların girdabında büyüklü küçüklü, gerekli gereksiz her şeyi oluşturan, kaynayıp dalgalanan vahşi bir güçten başka bir şey bulunmasaydı, nesnelerin altında hiçbir şeyin
dolduramayacağı dinsiz bir boşluk saklı olsaydı, yaşam umutsuzluk olmazdı da ne olurdu?" diyebilir. Uyumsuz insanı durduracak bir şey yok bu haykırışta. Doğru olanı aramak, isteneni aramak değildir. O bunaltılı "Yaşam ne
olurdu?" sorusundan kurtulmak için, eşek gibi düşsel güllerle beslenmek gerekse, uyumsuz düşünce, yalana boyun eğmektense, Kierkegaard'ın yanıtını göz kırpmadan benimsemeyi yeğ görür: “umutsuzluk”. Ne olursa olsun, kararlı bir benlik bu duruma her zaman ayak uydurabilecektir.
İnsan ölçüsünü aşıyor bu, öyleyse insanüstü olması gerek, derler. Ama bu "öyleyse" fazla. Burada mantıksal kesinlik diye bir şey yok. Deneysel olabilirlik diye bir şey de yok. Tüm söyleyebileceğim, gerçekten de bunun benim ölçümü aştığıdır. Bundan bir yadsıma
çıkarmıyorum, ama hiç değilse anlaşılmazın üzerine bir şey kurmak da istemiyorum. Bildiğimle ve yalnız bununla yaşayıp yaşayamayacağımı bilmek istiyorum. Bana
bir de usun gururu bir yana bırakması, mantığın boyun eğmesi gerektiğini söylüyorlar. Ama mantığın sınırlarını kabul ediyorsam da görece yeteneklerini bildiğimden, bu kadarı onu yadsımama yetmiyor. Ben yalnızca usun
aydınlık kalabildiği bu orta yolda durmak istiyorum. Gururu buysa, ondan vazgeçmek için yeterli bir neden görmüyorum.(..) Bilinçli insanın metafizik durumu olan uyumsuz Tanrı'ya götürmez.
Uyumsuzluk, anlaşıldığı andan sonra bir tutkudur, tutkuların en can alıcısıdır. Ama tutkularımızla yaşayabilecek miyiz, yaşayamayacak mıyız, yüreğimizi bir yandan coştururken, bir yandan da yakacak olan derin yasalarını benimseyecek miyiz, benimsemeyecek miyiz, işte tüm sorun bu.
Ya her şey bana açıklansın istiyorum ya da hiç. Ama yüreğin bu çığlığı karşısında us güçsüzdür. Ruh bu gereksinimle arıyor, çelişkilerden, saçmalamalardan başka bir şey bulamıyor. Anlamadığımın dayandığı bir şey yok. Dünya bu usa aykırılıklarla dolu. Anlamını kavrayamadığım bu dünya gerçekte uçsuz bucaksız bir usa aykırılıktan başka bir şey değil. Bir kez olsun, "işte bu açık" diyebilsek, her şey kurtulmuş olur. Ama bu insanlar birbirleriyle yarışırcasına hiçbir şeyin açık olmadığını, her şeyin kaos olduğunu, insanın ancak kendisini çevreleyen duvarlar konusunda açık görüşlülüğü ve kesin bilgisi bulunduğunu söylüyorlar.