Tam bir yaz kitabıydı. Gerek kurgunun yeri ve zamanıyla, gerekse konusuyla okumayı uygun bir zamana denk getirdim.
Anlatım dili akıcıydı. Zaten Marissa Meyer yazdığı için okumak istemiştim. Yani yazarı seviyorum. Dilini de beğeniyorum. Kurgu, karakterler, olayların işlenişi güzeldi. Birbirlerinden nefret eden iki ana karakter vardı ve onlar da pat diye birbirlerine aşık olmadılar. Bu sürecin yavaş ve gösterilmiş bir şekilde ilerlemesini sevdim.
Ama bu kitapta beni bunaltan bir şey vardı: O da olay örgüsünün yavaşlığıydı. Nefretten aşka yavaş ilerlerken olay örgüsü de bir yerde ağırlaşıyor, bunu normaldir. Fakat bu kitapta bu konu işlenirken bir yerde beni sıktı. Okurken sıkıldım. Eğer 480 sayfa değil de 380 sayfa olsaydı o zaman kitaba 8 puan verebilirdim. Çünkü benim keyif almamı etkileyen en büyük etmen olay örgüsündeki düşük tempoydu. Bu da zaman zaman "keşke bitse de kurtulsam," dememe neden oldu.
Yine de değindiği konu itibariyle hoştu. Sadece başrol kızın sürekli kendi hatalarını kabul etmemesini sevmedim. Bir yerde gelişim gösteriyor ancak bir insan hiç mi hatalı olduğunu kabul etmez... Ben de bu tarz yazılmış karakterleri sevmiyorum... Yani insan hatalıysa hatasını da kabul etmeli bence.
Neyse, yine de çok daraltmadı beni. Hırslıydı. Pes etmeyen bir iradesi vardı. Mükemmelliyetçi ve kusursuz olma aşığıydı. O yüzden hatalarını üzerine kondurmamayı istemesi de - o karakter açısından - normaldi. Yani yazar bilerek yazdığını bir şekilde bana hissettirdi. (Genel açından ise karaktere karşı nötr duygular içerisindeyim.)
Okurken yaz dizisi izliyormuşum gibi hissettim. 8 bölümlük böyle, ekran başına geçmişim jdkskskskkd (halbuki okurken yatakta sıcaktan fenalıklar geçiriyordum jdjdkdkdk) Bunun sebebinin de anlatım tarzı olduğunu düşünüyorum.
Erkek karakteri