O an içimdeki bu donuklaşma sürecinin ne kadar ilerlemiş olduğunu birden görüverdim - hiçbir yere tutunmadan, hiçbir yerde köklenmeden, akan suyun üzerinde kayar gibi yaşıyordum ve bu soğuklukta ölü, cesedimsi bir yan olduğunu gayet iyi biliyordum; gerçi henüz çürümenin kötü kokan soluğu hissedilmiyordu, ama umarsız bir donukluk, acımasız, soğuk bir duygusuzluk yerleşmiş, yani bedensel anlamda gerçek ölümün ve çürümenin dışarıdan da görüldüğü aşamanın eşiğine gelmiştim.
Düşavcılarının en yaşlısının muhafaza edilmiş notlarından biri şöyle der: "Bir düşte, kendi kendimizi sudaki balık gibi hissediyoruz. Zaman zaman su yüzeyine çıkıyoruz, dünyanın kıyısına bir göz atıyoruz, sonra hızla ve büyük bir istekle yeniden dalıyoruz, çünkü kendimizi yalnızca derinliklerde iyi hissedebiliyoruz..."
Bezgin bir halde pencerelerimin kanatlarını kapatıyorum, dünyayı dışlıyorum ve bir an için özgürlüğe kavuşuyorum. Yarın köle olacağım tekrar; ama şu an yalnızken, dünyada kimseye ihtiyaç duymazken, tek korkum bir sesin ya da mevcudiyetin şu halimi bölmesiyken, küçük özgürlüğümün, yüceldiğim anların tadını çıkarıyorum. Koltuğuma güzelce yayılarak, üzerime çöken hayatı unutuyorum.