Kaybedilen en kıymetli eşyanın, servetin, her türlü dünya saadetinin acısı zamanla unutuluyor. Yalnız kaçırılan fırsatlar asla akıldan çıkmıyor ve her hatırlayışta insanın içini sızlatıyor. Bunun sebebi herhalde, "Bu öyle olmayabilirdi!" düşüncesi, yoksa insan mukadder telakki ettiği şeyleri kabule her zaman hazır.
"Galiba bizde, insanlıkta bir kötülük var. Güven bunu inkâr ediyor. Bunun üzerinden atlıyor. Bu derin uçurumdan atlıyor. Ama uçurum orada. Ve yaptığımız her şey sonunda kötülüğe hizmet ediyor çünkü biz kötüyüz.
Açgözlülük ve zulüm. Dünyaya bakıyorum, buradaki ormanlara ve dağa, gökyüzüne, her şey yerli yerinde, olması gerektiği gibi. Ama biz öyle değilizİnsanlar değil. Biz hatalıyız. Yanlış yapıyoruz. Hiç yanlış yapan hayvan yok. Nasıl yapsınlar? Ama biz yapabiliriz ve yapıyoruz. Ve hiç durmuyoruz."
Tut ki;
Islandığım son yağmur,
Yapraklara düşen iri damlaların,
İşittiğim son gürültüsü bu
Rüzgarın sık dallar arasında
Son inildemesi,
Tut ki;
Güneşin sıcak ışınlarının
Tenime son değişi,
Son baharımı yaşıyorum belki.
Kır çiçeklerinden
Son sevinçlerimi topluyorum.
Ak gürgen ağaçların serinliğinde
Son kez dalıyorum uzaklara
Alacakaranlığın bütün ışıklarının
Birer birer söndüğünü,
Son kez izliyorum.
Uçsuz bucaksız karanlıkta
Son kez çekiyorum acıları içime
Bu döktüğüm son gözyaşı
Son yaprağı düşüyor takvimimin
Tut ki; son nefesimi veriyorum
Gelmez miydin..