İstemeden spoiler verebilirim, uyarılır!
Okulumun hemen yanında boğaz manzaralı bir kütüphane var; her gittiğimde çalışma alanlarında boş yerler olduğuna şaşırdığım. Mimarisindeki brütalizm ve ahşabın birleşimi hep absürt gelmiştir. Altıgen bi konsepti var sanırım, çatı kısmında saydam bir açıklığı olan. O açıklıktaki küçük yuvarlak camlara iki tane martı konmuştu bu kitabın kütüphane katından asansörle olduğum kata çıkmasını beklerken. Yassı camlara perde ayakları tam oturmuş, sanki martılar oraya konsunlar da paytak ayaklarının turunculuğu capcanlı ortaya çıksın diye yapılmış gibi. Ordan aldım işte kitabı. Son günlerde kulaklığım bozuk olunca her boşlukta kitap okuma alışkanlığı edindim, metroda müzik dinlemek yerine kitap okuyorum artık. Çok çabuk bitmeye başladı okuduğum kitaplar. Sonra da gaza geldim, diğer okuyacağım kitabı da hemen almak için, hem bunu vereyim hem yenisini alayım diye kütüphaneye gittim ama alıntılarımı buraya eklemeyi unutmuşum. Not ettiğim kağıtta da sadece sayfa sayıları yazıyor. Zaten öbür kitabı da alamadım, yokmuş.
Bu kitaba dönecek olursak; ortalarına doğru bana kendimi epey kötü hissettiren bir kitap oldu. Okurken farkında olmasam da, her karakter kendi hayatımdan biriyle örtüşüyordu. Hayatımda ne derece etkili olduklarının farkında olmayan kişilerle. Genelde kitaplar beni ağlatmaz, gerçi son zamanlarda pek fazla ağlamıyorum neyse ki, ama bu kitap dolaylı yoldan durduk yerde ağlamama neden oldu. Ama dediğim gibi. Dolaylı yoldan. Keza zaten bir kitabın ağlatma ölçütü anlamsız bir değerlendirme biçimi olurdu sanıyorum. Ama beni düşündürdü diyebilirim. Genevieve'in sonradan nasıl bir hayatının olduğunu öğrenemeden bitti kitap. Çocuğu olduğunu söylemişti. Gençlik ateşiyle aldığı kararlara uyup evlilik dışı bir çocuk mu dünyaya getirdi?