Cemal Süreya’nın bu kitabında sonbaharın sesi açıkça duyulur. Şiirler yalnızca bireysel bir hüzün taşımaz; aynı zamanda dost kayıplarının yasını da içinde barındırır. Edip Cansever ve Turgut Uyar’ın yokluğu, dizelerin arasına sinmiş bir sessizlik olarak hissedilir. Bu yas, yüksek sesli değildir; daha çok içe çekilmiş, ağırlaşmış bir ses tonuyla ilerler.
Sıcak Nal, Süreya’nın kendine özgü şiir dilini olgunluk döneminde yeniden kurduğu kitaplardan biridir. Şair, dili ustalıkla eğip bükerken birkaç dizeyle derin bir duygu alanı açmayı başarır. Sözcükler hâlâ yakıcıdır; ama bu yakıcılık gençlik şiirlerindeki ateşten çok, acının bıraktığı sıcaklığa benzer.
Bu kitapta şiir, hem yarayı sızlatır hem de diri tutar. Aşk, kayıp, dostluk ve zaman duygusu iç içe geçer. Sıcak Nal, Cemal Süreya şiirinin hem yas tutan hem de hayata tutunmaktan vazgeçmeyen yüzünü görmek isteyenler için güçlü bir duraktır.
İyi okumalar.
Cemal Süreya’nın Göçebe kitabı, okurunu tarihler ve şehirler arasında gezdiren kısa ama yoğun bir şiir yolculuğudur. Bu kitap, şairin poetik serüveninde hem devamlılığın hem de dönüşümün izlerini taşıyan özel bir duraktır. Süreya, ilk döneminin daha erotik ve ateşli tonundan yavaşça uzaklaşıp içe kapanan, kayıpların yükünü daha belirgin biçimde hisseden bir şiir evrenine yönelir. Göçebe, şairin “yer değiştirme” hâlini hem bireysel hem toplumsal boyutlarda işleyen bir metindir.
Süreya için göçebelik yalnızca mekân değiştirmek değildir; duyguda, bellekte ve dilin içinde sürekli yerinden edilen bir varoluş biçimidir. İnsan kendinden, geçmişinden ve sevdiklerinden uzaklaştıkça onlara daha çok yaklaşır gibi olur. Bu paradoks, kitabın omurgasını oluşturan en önemli şiirsel gerilimlerden biridir.
Kitapta aşk, ayrılık, kent yaşamı, yalnızlık, yas, kimlik ve aidiyet gibi temalar birbirine ince yer yer keskin bağlarla dolanır. Süreya, hiçbir duyguyu uzun uzun anlatmaz; birkaç kelimeyle geniş bir duygu ve düşünme alanı açar. Göçebe, bu yönüyle onun “az sözle çok şey söyleme” ustalığının en berrak örneklerinden biridir.
İyi okumalar...
Y’ol, kaybolmanın, arayışın, kendine dönmenin ve yeniden yola çıkmanın kitabıdır. Birhan Keskin’in şiirlerinde her zamanki gibi kırılgan ama dirençli bir ses duyulur. Dili yalın, ritmi sakindir; fakat bu sadelik şiirlerin ağırlığını hafifletmez, aksine daha yoğun hale getirir. Kelimeler arasındaki boşluklar bile okura bir sızı, bir çağrı ya da hafif bir umut dalgalanması bırakır.
Kitap boyunca yol, bir güzergâhtan çok bir varoluş hâli olarak çıkar karşımıza. Şair, yürüyüşü anlatırken aslında içsel bir topografyayı, ruhun kıvrımlarını, yırtıklarını, iyileşmeyen yerlerini işaret eder. Y’ol, insanın kendisiyle yaptığı uzun, sessiz ve çoğu zaman dikenli bir konuşmanın dışavurumudur.
Birhan Keskin’in şiirlerinde dramatik bir yükseliş yoktur; ama sükûnetinin içinde güçlü bir direnç ve ağır bir doğruluk barınır. “Az sözle büyük anlam”ın şiirsel karşılığını bu kitapta fazlasıyla buluruz. Duygular estetize edilmez, makyajlanmaz; olduğu gibi, tüm çıplaklığıyla bırakılır sayfanın üzerine.
Y’ol, modern şiirin hem içsel hem de dışsal yolculuğu aynı anda taşıyabileceğinin güçlü bir örneği. Keskin’in en duru, en yaralı ve en sahici seslerinden biridir.
İyi okumalar.