Beni şaşırtan bir ikinci kitap, Tantras
9/10
·290 syf.··
2025 32. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 14 Eylül 2025 12:03
Avatar üçlemesi, Unutulmuş Diyarlar serilerinin belkide en kıymetsiz serisi olarak görülüyor sanırım. Sanırım diyorum, keza hem burada aldığı puanlar, hem eski, basımı olmayan kitapların satıldığı çeşitli sitelerde ederine baktığımızda, "Bu kitap/seri o kadar da kıymetli değil galiba" diyebiliyoruz. Demeyin. İlk kitaba yaptığım inceleme sonrası ( #282918642 ) serinin ikinci kitabına biraz, nasıl desem, "beklentisiz" başladım diyebilirim. İlk kitap biraz sönük, bir fantastik kitaptan beklenen o cayır cayır maceralar yoktu sanki, fakat; ilk kitabın maceraya başlangıç ve hazırlık olduğunu unutup "eh bu da böyle bir kitap" diyerek geçmiştik. Serinin ikinci kitabı Tantras, çıtayı yukarıya, eh hadi arşa olmasa bile baya baya yukarıya çıkarttı diyebilirim. Bilenler bilir, fantastik kurgu edebiyatı aşığı bir okur olarak, türü "fantastik" olan bütün kitaplara eli bol davranır, dokuz, on puanı çakar geçerim. Evet evet, hak etmese bile :D Bu kitaba da dokuz puan verdim ve emin olun hiç de eli bol davranmadım. Bence kitap dokuz puanı hayli hayli hak ediyor. Özellikle ilk kitaptaki "hayal kırıklığından" sonra "vay bee" dedirtiyor. Aaa bak, şey de olmuş olabilir; maceralar geliştikçe, karakterleri tanıdıkça ve bir fantastik kurgudan beklenen ögeleri bulmaya başladıkça kitap güzelleşmiş, "yaa tamam işte, iyiler var, kötülükle savaşıyor, bir şeyler oluyor, macera nihayete eriyor" döngüsünün içinde entrikalar, ikili oyunlar, bol bol suprizler, ters köşeler okuyunca "heh tamam şimdi oldu" da demiş olabilirim. Bilemedim. :) Richard Awlinson serinin ikici kitabında yapmış yapacağını, "aslanım benim" :P (kitaba göndermedir) Tantras, ilk kitapta kıvılcımlanan maceranın geliştiği (e yani), Karanlık Vadi 'de başlayan aksiyonun Tantras'a sıçradığı ve üçüncü
TantrasRichard Awlinson · Arkabahçe Yayıncılık · 200319 okunma
Yalom'un Omzuma Dokunuşu…
8/10
·208 syf.··
2025 18. kitabı
·
16 saatte okudu
·
Okunma: 28 Nisan 2025 10:57
Irvin D. Yalom’dan okuduğum tek kitap Nietzsche Ağladığında’ydı, hani o roman tadındaki, insanı alıp götüren haliyle... Günübirlik Hayatlar’a başlarken ne yalan söyleyeyim, biraz farklı bir şey bekliyordum belki de. Ama kitap beni öyle bir yerden yakaladı ki...Direkt konuya daldı: Ölüm korkusu. Hani hepimizin içinde bir yerde duran ama pek de yüzleşmek istemediğimiz o şey. Irvin D. Yalom’un bunu anlatış şekli, özellikle terapi odasından verdiği gerçek örnekler çok çarpıcıydı. O hikayeleri okurken "Aaa, aynı ben!" ya da "Bu çok tanıdık geldi" dediğim çok yer oldu. Başta biraz rahatsız ediciydi kabul ediyorum, kim kendi sonunu düşünmekten hoşlanır ki? Ama Yalom'un o sakin, sanki omzuna dokunur gibi anlatan hali var ya, o korkuyu biraz daha baş edilebilir kıldı sanki. Kitabın bende bıraktığı en net his şu oldu: Ölümden ölesiye korkmak yerine, onun varlığını kabul edip 'an'a daha sıkı sarılmak. Yani bu korku, aslında hayatı daha anlamlı yaşamak için bir itici güç olabilirmiş, bunu fark ettirdi bana. Hayatı ertelememek, sevdiklerine daha çok sarılmak, küçük şeylerden keyif almak... Irvin D. Yalom, bu yüzleşmenin bizi daha bilinçli, daha "şimdide" yaşayan insanlar yapabileceğini çok güzel anlatıyor… Nietzsche Ağladığında gibi kurgusal bir derinlik yok belki ama bu kitap bana çok daha doğrudan dokundu, daha kişiseldi. Daha az kurgu, daha çok hayatın kendisi, hepimizin içindeki o temel kaygı vardı sanki sayfalarda. Günübirlik Hayatlar öyle okuyup rafa kaldırılacak bir kitap değil. Biraz sarsıyor, düşündürüyor ama sonunda insana "yaşadığının farkına var" diyor gibi. Yalom'un o insancıl dokunuşunu yine hissettim ve iyi ki okumuşum dedim…
Duygu ve Düşünce
Günübirlik HayatlarIrvin D. Yalom · Pegasus Yayınları · 201616,2bin okunma
Reklam
Beğendim ama...
9/10
·792 syf.··
Beğendi
·
2025 4. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 27 Ocak 2025 21:08
Bu kitabı okumak isteyenler için ilk uyarım: bu kitap geçiş kitabı gibi. Geçiş kitabı olduğunu bilerek okursanız kitabı belki beğenebilirsiniz. Ben bu kitaptan ilk ikisi kadar keyif alamadım. Kitaba verdiğim puan biraz yanlı bir puan çünkü favori serim olduğu için pozitif değerlendirme eğilimdeyim. 8-9 arasında gittim geldim ve seriye olan sevgimden 9 veriyorum. Okurken bitsin istemedim çünkü tekrardan uzun bir süre beklemek çok yorucu, bitmemiş serileri okumanın en büyük dezavantajı da bu maalesef, çok bekliyorsun. Kitabı kesinlikle ikinciye okumam gerek çünkü anlamadığım ve hatırlamadığım bazı şeyler var. Bunların kafamda oturması lazım. Seri için puanlarım: • Dördüncü Kanat benim için bol yıldızlı 10 • Demir Alev 10 • Oniks Fırtına ise 9 diyebilirim. Kitap beğeni sıralamam: 1>2>3 Seri hakkında genel yorumum, bu seri bence 3 kitap olsa daha iyi olur, tüm zamanların en iyi üçlemesi olabilecekken bence 5 kitaba gerek yok. Yazarın bu kadar uzatmasının en büyük nedeni bence ilk kitabın çok başarılı olması. İlk kitap çok sevildiği için yayıneviyle 5 kitaplık seri anlaşması yapılmış olmalı. SPOILER’SIZ ÖZET DÜŞÜNCELERİM: Çok fazla karakter, çok fazla olay var. İkinci kitap gibi bu kitap da gereğinden uzun. Bazı sahneler cidden gereksiz geliyor, daha da kısaltılabilirmiş. Aksiyon var, gizem var evet. Fakat ilk kitap gibi su gibi akıp gitmiyor. Hikâyeye hizmet etmeyen olaylar ve karakterler okuyormuş gibi hissediyorum. Ama kendini yine de okutuyor. Serilerde genelde ortadaki kitaplar sıkıcılaşır sonra seri tekrar açılır, ona güveniyorum. Bu kitapta özellikle girişte politika görüyoruz: bol bol anlaşmalar, müzakereler, vs. Veninler hakkında gittikçe daha fazla bilgi ediniyoruz. Biz ne kadar güçleniyorsak onlar da o kadar güçlüymüş aslında. Hep bir adım öndeler. Violet
1000Kitap
Oniks FırtınaRebecca Yarros · Olimpos Yayınları · 20251,600 okunma
Kırmızı Pazartesi
8/10
·112 syf.·
2022 47. kitabı
Başlamadan önce, yazar gerçekten de kasabalarında yaşanmış bir cinayetin suç dosyasını hazırlamış. Kitabı okurken gerçek mi değil mi emin olamadım fakat sonradan araştırınca gerçek olduğunu öğrendim.  Kitabı tek cümleyle anlatmak gerekirse belgesel gibi bir kitaptı. Böyle belgesel gibi deyince tamamen bilimsel istatiklere dayalı bir metin gibi geliyor kulağa fakat öyle değil. Bu kitapta işlenmiş bir cinayetin iç yüzünü, neden işlendiğini, nasıl ve kimler tarafından işlediğine bakıyoruz. Yazar cinayetle alakalı olan olmayan herkesle görüşmüş, tanıkların ifadelerini eklemiş, cinayetten sonraki soruşturmaya dair olan belgeleri incelemiş ve sanki bir suç dosyası hazırlamış. Kitabı okurken acaba katil kim gibi bir düşünce yaşamıyoruz. Zaten katiller başından beri biliniyor. (Kitabın kapağında bile resimleri var zaten.) Sanırım bu kitabı şuana kadar okuduğum polisiye romanlarından ayıran özellik de bu. Bilirsiniz Agatha Christie, Jo Nesbo, Ahmet Ümit… gibi pek çok yazar da polisiye türünde yazar fakat onların hiç birinde böyle bir yazım tarzına rastlamadım, o yüzden bu kitaba polisiye kitabı demek doğru olur mu bilmiyorum. Çünkü polisiye romanlarında asıl unsur meraktır (ya da katil ve polisin akıl savaşları belki) fakat bu kitap böyle değil. Bu kitabın olayı daha çok, yaşanmış bir cinayet hakkında makale okumak gibiydi. Fakat yazarımız kurbanın bir tanıdığı olduğu için anlattıkları olaylara dayalı gidiyor bu sebeple insanı sıkmıyor. Kitap cinayet sabahından bir kaç sahneyle başlayarak geçmişten günümüze olmak üzere ilerliyor. Kitabı okurken eksi bir gazete okuyormuşum ya da radyo tiyatrosu dinliyormuşum gibi hissettirdi. Buna kitabın baskısı da sebep olmuş olabilir. (Btw benim okuduğum baskı gerçekten çok güzeldi.)  Her neyse sonuç olarak kitabın kurgusuna gelecek
Cinayet
Kırmızı PazartesiGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 202595,4bin okunma
10/10
·521 syf.··
Beğendi
·
2020 45. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2020 15:59
H A Y A L E T ✏ Ayaz bey, Azad bey, Yeter, Azra, Sapık Rüstem, Kutay, Büşra, Tuğba, Hikmet Pala, Ercan, Cemre, Mete, Korhan, Tubiti, Cemil, İhsan bey amca, Anıl, Murat Kara, Tolga, Gülşah (Nurşah), Savaş, Yusuf, Fatma, Bilal, Yasemin ve diğer karakterler ile bambaşka bir yolculukta yer aldık. ✏ Yine tarzım olmayan bir eser okudum. Fantastik kitap tarzım olmamasına rağmen esere bayıldım. Kitabı okumaya başlamadan önce yazarımızın ilk kitabından kalemini bilmeme rağmen içimde biraz korku oluşmuştu. Birde kitabın kalınlığı, sayfa sayısının çok fazla olması ve punto sayısının küçük olması gözümü korkutmuştu. Eseri okumaya başlarken ayın bitmesine 10 gün var, rahat rahat okurum dedim demesine ama iki günde yarısını bitirdim. Eser dört günde bitiverdi, kitabı elimden bırakamadım. Heyecan dolu satırları okurken bir sayfa daha derken bittiğinde son sayfayı çevirdiğimin farkına bile varmamışım, o anda aaa bitti, bitti dedim. Ama bu olur mu, ben devam kitabını nasıl bekleyeceğim. Yazarımız ikinci kitabı ne zaman çıkaracak. Sürpriz haberi tez zamanda bekliyorum. ✏ Eserdeki kurgu o kadar güzel olmuş ki tek kelime ile muhteşem diyorum. Kitap okuyucuyu adeta büyülüyor. Eserin filmi yapılsa gişe rekoru kırar kesinlikle. Eserin bazı yerlerinde kahkaha attım, kimi yerinde ise fazlası ile üzülüp yüreğim burkuldu. Yaşanan duyguları karakterlere öyle güzel işlemiş ki hissetmemeniz mümkün değil. Ailesini kaybetmiş olan iki kardeşin birbirine olan bağlılığı, iki arkadaşın her konuda birbirine sadık olması ve birbirlerine her şekilde destek olması ne kadar güzeldi. Azra’nın Yeter ile girdiği iddiası da beni epeyce güldürdü. Yeter’in Azra’ya koyduğu şartlar ile iş bulmaya çalışması, insanların önyargıları sebebi ile görüşmelerin olumsuz yaşanmış olmasına bende üzüldüm. Azra’nın, Ayaz
Not: HayaletKader Yayaset · Yılkad Yayınları · 202023 okunma
" Geçtin bir şeyi bir an'a sığdırmak gibi.."
Puan vermedi·218 syf.·
2019 124. kitabı
Selaaam, hadi bugün başka türlü bir inceleme yapalım. :) (Beyaz Geceler ile ilgili yeterince inceleme mevcut aslında ben bu yüzden kitaba dair çok fazla bir şeye değinmek istemiyorum belki de hiç değinmem.) "Aşk nedir?" Soru çok basit ve klişe aslında. Ya cevabı? Cevabı da sorusu kadar basit midir? Bence değil. Neden aşık oluruz peki? Karşı tarafın zengin, güzel, yakışıklı, kariyer sahibi olmasına mı dikkat ederiz? Yoksa sen anlamadan bir bakışta olur musun? Bana kalırsa "aşk" olarak adlandırılan duygu, insanın kendinde bulduğu ama adını koyamadığı bir eksikliğin tamamlanmasıdır. Buna duyulan ihtiyaç bizi başka birine muhtaç ediyor. Peki ya yanlış kişiye aşık olmak da nesi? İnsan birine aşık olduğu zaman -gerçekten aşık olduğu zaman- yanlış mı diye düşünür mü? (Behlül türü aşk dışında :) Bunun sebebi her kalp çarpıntısına bu "aşk" adını vermek olmasın? Beynin içindeki tamamlanma güdüsü bunu yerine getirmek için alakasız kişilere bile yanlış alarm veriyor, buna kalp de eşlik ediyor tabi. Gerizekalı ha. Sonra uğraş dur. Amaaaan! Bunun sebebi bence çoğunlukla saçma sapan diziler...Abicim başka bir konu mu yok? Gerçi bizim topluma daya gözyaşını, bakışmayı izlesin. Buna da ne kadar çok inanan var.. Yok tipim şu olmalı, burnum şu şekil, kilom 50.. He abicim he, böyle olursan kesin aşkı bulursun ya da o seni bulur. :P #55160061 Mesela etrafımızda sevgili/ evli çiftleri görürüz. Sonraa.. "Aaa adama bak bu kıza nasıl bakmış ya, şişman buu"
İlişkiler
Beyaz GecelerFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2024102,2bin okunma
Reklam